Yöneticilerin yarısı Türkiye ekonomisinde durağanlık beklerken, yalnızca yüzde 11’lik bir kesim büyüme öngörüyor. Hukuk, eğitim ve yönetim sorunlarının daha radikal biçimde gündeme gelmesi, sürdürülebilir çözümlere duyulan ihtiyacı bir kez daha ortaya koyuyor.

İş Piyasası
Türkiye’de iş gücü piyasasının karşı karşıya olduğu zorluklar yalnızca mevcut işsizlik oranlarıyla sınırlı değil. Yeni işe girenlerin yarıya yakınının yeniden iş arıyor olması, iş piyasasındaki istikrarsızlığın ve çalışan memnuniyetsizliğinin bir göstergesi.
Ekonomik ve sosyal zorlukların iş gücüne etkisi sadece bireysel düzeyde değil, toplumsal ölçekte de kendini hissettiriyor. Türkiye OECD ülkelerinde işsizlikte zirveye oynuyor. Bu gerçek, sürdürülebilir istihdam politikalarına duyulan ihtiyacın altını çiziyor. Özellikle gençlerin istihdamına yönelik çözümlerin aciliyetini bir kez daha gözler önüne seriyor.
Genç işsizliği meselesi ise giderek daha kritik bir boyuta ulaşıyor. Türkiye’de ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin oranındaki artış, ülkenin gelecekteki ekonomik büyüme potansiyelini tehdit ediyor. Eğitim politikalarındaki eksiklikler, iş dünyasının talepleriyle örtüşmeyen beceri profilleri yaratırken, genç nüfusun toplumsal hayata entegrasyonu büyük bir sorun olarak karşımızda duruyor.
Tüm bu bilgiler doğrultusunda yöneticiler olaya nasıl bakıyor? Marketing Türkiye tarafından yayımlanan araştırma, bu soruya net ama pek de iç açıcı olmayan yanıtlar veriyor. Üst düzey yöneticiler, 2025’in ekonomik açıdan 2024’ten çok da farklı olmayacağını düşünüyor. Hatta birçok gösterge, mevcut sorunların daha da derinleşeceğine işaret ediyor.
Ekonomi ve Güven Krizi
Araştırmaya göre yöneticilerin en büyük gündemi değişmiyor. Ekonomi yine ilk sırada yer alıyor. Her 10 yöneticiden 5’i ülkenin en önemli sorunu olarak ekonomiyi gösteriyor. Onu hukuk ve adalet takip ediyor.
Daha dikkat çekici olan ise güven meselesi:
- Türkiye ekonomisine güvenenlerin oranı sadece yüzde 11
- Güvenmeyenlerin oranı ise yüzde 72
Bu tablo, iş dünyasında ciddi bir belirsizlik algısı olduğunu ortaya koyuyor. Güven eksikliği, yatırım kararlarından istihdam planlarına kadar birçok alanı doğrudan etkiliyor.
2025 Beklentileri: Durağanlık ve Küçülme
Yöneticilerin ekonomik beklentileri oldukça temkinli. Hatta yer yer karamsar. Öne çıkan öngörüler şöyle:
- Yüzde 49’u ekonomide durağanlık bekliyor
- Yüzde 40’ı küçülme öngörüyor
- Büyüme bekleyenlerin oranı sadece yüzde 11
Yöneticiler arasında risk almak yerine mevcut durumu koruma eğilimi güçleniyor. Enflasyon tarafında da mücadele sürecek gibi görünüyor. Yöneticilerin yüzde 47’si enflasyonun artacağını düşünüyor. Döviz kuruna ilişkin beklenti ise Türk Lirası’ndaki değer kaybının devam edeceği yönünde.
İşsizlik ve İstihdamda Alarm
Araştırmanın en çarpıcı sonuçlarından biri işsizlik beklentisi. Üst düzey yöneticilerin büyük çoğunluğu işsizliğin artacağını öngörüyor.
- Yüzde 84 işsizliğin artacağını düşünüyor
- İşsizliğin azalacağını söyleyenler yalnızca yüzde 2
Bu tablo, özellikle genç işsizliği açısından kritik bir risk oluşturuyor. Üstelik şirketler kendi içlerinde de istihdamı artırma konusunda temkinli.
- Çalışan sayısının artacağını söyleyenler: yüzde 24
- Azalacağını öngörenler: yaklaşık her 4 yöneticiden 1’i
Yani şirketler büyüme beklentisi taşısa bile bunu istihdama yansıtmakta isteksiz görünüyor.
İş Dünyasında Çifte Algı: Kötümserlik ve Özgüven
Araştırmada dikkat çeken bir başka çelişki var. Yöneticiler genel ekonomi için karamsar, kendi şirketleri için ise daha iyimser.
- Yüzde 60 iş dünyasının zor bir yıl geçireceğini düşünüyor
- Ancak sadece yüzde 16 kendi şirketinin küçüleceğini öngörüyor
Bu durum, “genel risk yüksek ama biz dayanıklıyız” yaklaşımını yansıtıyor. İş dünyasında bireysel özgüvenin, makro ekonomik güvensizlikten ayrıştığı görülüyor.
Aynı yaklaşım yatırım ve bütçelerde de kendini gösteriyor. Çoğu şirket, yatırımlarını ve pazarlama bütçelerini artırmak yerine sabit tutmayı planlıyor. Bu da büyümeden çok korunma stratejisinin benimsendiğini gösteriyor.
Ekonomi Politikalarına Güven Erozyonu
Araştırmanın en sert verilerinden biri ekonomi politikalarına duyulan güvenle ilgili. Yöneticilerin büyük çoğunluğu mevcut politikaları başarısız buluyor.
- Döviz politikalarını başarısız bulanlar: yüzde 83
- Enflasyon politikalarına güvenmeyenler: yüzde 81
- Faiz politikalarına güvenmeyenler: yüzde 78
Bu oranlar, iş dünyasının politika yapıcılara yönelik güveninin ciddi şekilde zayıfladığını ortaya koyuyor. Güven eksikliği, ekonomik beklentilerin neden bu kadar düşük olduğunu da açıklıyor.
Ayrıca resmi verilere olan güven de sorgulanıyor. Yöneticilerin yaklaşık yüzde 80’i açıklanan ekonomik göstergelere temkinli yaklaşıyor. Bu durum, karar alma süreçlerinde alternatif veri kaynaklarının önemini artırıyor.
Bu veriler birlikte okunduğunda ortaya net bir tablo çıkıyor. İş dünyası 2025’e umutla değil, temkinle giriyor. Ekonomik gerçeklik ile beklentiler arasındaki mesafe açıldıkça, şirketler risk almaktan uzaklaşıyor ve daha korumacı stratejilere yöneliyor.
Marketing Türkiye'de yer alan araştırmanın tamamına buradan ulaşabilirsiniz.
