Azarlamak Hakkımız Söke Söke Alırız

İş yerindeki kahramanlık anılarını iştahla anlatan insanlar özel hayatlarındaki insanlar için de bir kahraman mı gerçekten?

“Ben bilmem kaç kişilik ekibi yönetiyorum” “Yönettiğim bütçe şu kadar” “Ben 27 yaşımda yönetici oldum” “Bilmem kaç yıldır bu bölümü yönetiyorum” Söyleyen sanki bir kere daha yücelir kurduğu cümleyle. “Vay be ne büyük adam / kadın” der dinleyen. Bu ifadeleri duyduğumda içimden hep şu sorular geçiyor; “Acaba bu kişi kendisini de bu bütçeyi / ekibi / bölümü yönettiği kadar şevkli yönetiyor mu? Tüm bu yöneticilik deneyimleri kişinin kendisini de böylesine hevesle yönetmesine bir fayda sağlıyor mu? Kendisi için özel olan insanlar bu yöneticilik tecrübesinden ne kadar nasiplenebiliyor?”

İş yerindeki kahramanlık anılarını iştahla anlatan bu insanlar özel hayatlarındaki insanlar için de bir yaşayan kahraman mı gerçekten? Bir insanın en büyük yöneticiliği kendisini yönetmesidir diye düşünürüm naçizane.

Bizim için “özel” “vaz geçilmez” “olmazsa olmaz” deyip “pamuklara sarıp sarmalamak istediğimiz” insanlar ve ilişkiler var ya hani hayatlarımızda; eş, sevgili, çocuk, anne, baba, kardeş, arkadaş, yeğen, kuzen ve belki başka isimler. İşte bu gruptakilere gerçekten “özel” “vaz geçilmez” “önemli” gibi davranıyoruz muyuz? İş hayatında sergilediğimiz profesyonelliği, bu taraflarda kendimizi yönetirken de devreye sokabiliyor muyuz?

Tanıdık Geliyor mu?

Bakın bakalım aşağıdaki durum ve ifadeler bir şekilde size tanıdık geliyor mu?

  • Sıkışık trafikte, arabadaki sevdiklerini olumsuz etkileme pahasına arabanın penceresinden yükselen ses; “Kardeşim babanın yolu mu? Yürüsene be Allah’ın geri zekalısı!”
  • Sevgiliye / eşe “Şu anda ağzımı açıp tek kelime edecek halim yok.”
  • İşten geç gelmiş ve tüm gün konuşmuş ebeveyn, çocuğunun konuşma isteği karşısında eşine yönlendirerek; “Git annene / babana anlat o dinlesin, ben çok yorgunum” 
  • Ev halkına; “Sakın bana sorun getirmeyin.”

Bu ve benzeri ifadelerden bir iki tanesi tanıdık geliyorsa şayet, üzerinde düşünmek gerekebilir.

Hayatı sürekli etrafına “Ben ne başarılıyım biliyor musunuz, neler yönettim neler” “Ben var ya ben” tadında konuşmalarla geçen kişinin, özel hayatında hiç çaba sarf etmeden bunların üstüne yatarak takdir ve beğeni beklemesi ne kadar doğru?

Bizim için özeldirler, seviyoruzdur onları tamam ama neticede biz haklıyızdır. Çünkü kendimizi yerden göğe haklı çıkaracak duygularımız vardır sepetimizde; bazen kızgınızdır, bazen yorgun, bazen yılgınızdır, bazen de bıkmış usanmış. Hal böyle olunca, bağırıp çağırmak da, azarlamak da, kırmak da hakkımız ve de söke söke alırız.

Sanıyorum çok azımız hariç, iş hayatı dışındaki ilişkilerimizde kendi haklı duygularımız minvalinde ilerliyoruz.

Oysa “Sevmek eylemdir, duygu değildir” diyor Stephen Covey, Etkili İnsanın 7 Alışkanlığı kitabında. Aynen şöyle diyor;

“Bütün ilerici toplumların büyük yazınsal yapıtlarında, sevmek bir eylemdir. Reaktif insanlar bunu duyguya dönüştürür. Onları duyguları yönetir. …… Proaktif insanlar sevgiyi bir eyleme dönüştürürler. Sevgi, yaptığımız bir şeydir: özverileriniz, kendinizden ödün vermenizdir… Sevgi sevme eylemleriyle harekete geçirilen bir değerdir. Proaktif insanlar değerleri duyguların önüne geçirirler…”

Kim Haklı?

Aaaa ama biz haklıydık; trafikte, evde, arkadaşlar arasında, aile içinde, işte, bulunduğumuz her ortamda, kendi duygularımıza göre haklıydık. Bağırıp çağırmalarımızda, kızgınlıklarımızda, sessizliklerimizde, trip atmalarımızda, küskünlüklerimizde, hep ama hep haklıyken, sorumluluk bir anda geldi yine bizim omuzlarımıza bindi. Halbuki haklı sebeplerimizle birlikte, duygularımızın sırtına binip ne de güzel gidiyorduk. Duygular nereye biz oraya.

Ah Stephen Covey, nereden çıkardın tüm bunları; sevdiğiniz için eylemde bulunun, davranın diyorsun. Hımmm, bu durumda tüm sevdiklerimiz ve özel olduğunu söylediğimiz ilişkiler tıpkı iş hayatı gibi yönetilmeyi, emek verilmeyi hak ediyor. Tuhaf olan şu ki, biz bunları zaten biliyoruz. Biliyoruz ama bazen uygulayıp bazen uygulamıyoruz.

“Bilmek ve yapmamak aslında bilmemektir” diyor ya hani Stephen Covey, ben de merak ediyorum “Bilmek ve bazı ortamlarda yapıp, bazılarında yapmamak nedir acaba” diye.