Bir kadın, bir dergâh ve hiç bitmeyen iş. Yüklerinden kurtulmak isteyen bir kadın üzerinden derin bir anlatı.

Kapısı Olmayan Yer
Dergâhın kapısı yoktu; ne bir tokmak ne bir eşik. Oraya gelenler içeri girdiğini fark etmezdi. Sadece, dışarıda kaldığını bir anda anlardı.
Genç kadın günlerdir yürüyordu. Ayakları değil, zihni yorulmuştu. Biriktirdikleri, sırtındaki bohçadan ağırdı. Cevap aramıyordu artık, sadece susmak istiyordu.
Dergâha vardığında yaşlı mürşit taşın üzerinde oturuyordu. Başını kaldırmadı. Kadının geldiğini fark etmişti ama bakmadı. Bakmak, bazen gereksizdi. Mürşidin kendi kendine sessizce “Olanda hayır vardır” diye tekrarladığını duydu belli belirsiz. Kadın bir şey söylemek istedi, ama dili kıpırdamadı.
Süpürmek
Mürşit, yanındaki süpürgeyi uzattı. “Avluyu süpür,” dedi. Kadın şaşırdı. Bu kadar yolu bunun için mi gelmişti? Yine de süpürgeyi aldı.
İlk gün, taşları süpürdü. İkinci gün, yaprakları. Üçüncü gün, rüzgârın getirdiklerini. Her gün avlu yeniden kirleniyordu. Ve her gün içindeki sabırsızlık büyüyordu.
Bir akşam süpürgeyi yere bıraktı. “Bu işin sonu yok,” dedi. “Ne yaparsam yapayım, avlu yine doluyor.” Mürşit ilk kez gözlerinin içine baktı: “Avlunun temizlenmesini istiyorsan, yanlış yere bakıyorsun,” dedi. Kadın ne demek istediğini anlamamıştı ama konuşmadı.
Beklemek
Sonraki günler sessizlikle geçti. Kadın süpürdü. Mürşit sustu. Dergâh dinledi. Zaman yavaşladı. Kadın ilk kez acele etmediğini fark etti. İlk kez bir işin bitmemesine razı geldi.
Bir akşam, avluda otururken içindeki sızıyı fark etti. Yıllardır taşıdığı kırgınlıklar adeta konuşmaya başlamıştı.
- Görülmeyen emekler
- Karşılık bulmayan çabalar
- Hep güçlü kalma zorunluluğu
Gözlerinden yaş aktı, ama silmedi. Mürşit yanına oturdu. Sesi alçaktı. Sessizce: “Gam yeme” dedi. Kadın yaşlı gözlerle mürşidin suratına bakınca mürşit biraz daha genişletti cümlesini: “Hafızı Şirazi'nin dediği gibi: Gam yeme,” dedi. “Gam, seni ağırlaştırır. Sen hafifle.”
Kadın o an anladı. Gam, başına gelenler değildi. Gam, onları tutmaktı.
Üzeri Örtülü Gerçekler
Ertesi sabah süpürge elindeyken durdu. Avlu temiz değildi. Ama içinde bir ferahlık vardı. O an fark etti. Aylarca taşımaktan yorulduğu yük, aslında alışkanlıktı. Hep dayanmak. Hep güçlü görünmek. Hep susmak ama hiç dinlenmemek.
Mürşide döndü. “Ben ne zaman öğrendim?” diye sordu. Mürşit gülümsedi. “Öğrenmedin,” dedi. “Hatırladın.” Kadın başını eğdi. Çünkü bazı gerçekler, insanın zaten bildiği şeylerdir. Sadece üzeri örtülüdür. Örtü, hazır olunca açılır. Kadın artık hazırdı ve örtü açılmıştı.
Ayrılık
Kadın dergâhtan ayrılmaya karar verdiğinde, mürşit onu durdurmadı. Vedalaşmadılar. Çünkü bazı karşılaşmalar bitmez, sadece yer değiştirir.
Yokuştan aşağı inerken geriye baktı. Dergâh görünmüyordu. Zaten hiç görünmemişti. Ama içindeki gürültü susmuştu. Neden bu kadar yorulduğunu şimdi anlıyordu. O yıllarca yükünü taşımayı seçmişti.
Artık biliyordu: zorlukta gizlenen hazineyi bulmak, çözüm aramakla değil, yük bırakmakla başlar.
Kadın yoluna devam etti. Ama bu kez daha az yükle. Daha az aceleyle. Ve en önemlisi, kendine daha yakın.
