TÜSİAD ve PwC Türkiye iş birliğinde hazırlanan rapor Türkiye’deki özel sektörün yapay zekâya yaklaşımını ortaya koyuyor.

CEO’ların Yapay Zekaya Güveni Artıyor
TÜSİAD Dijital Stratejiler ve Yeni Teknolojiler Çalışma Grubu’nun, PwC Türkiye iş birliğinde hazırladığı “Üretken Yapay Zeka Devrimi: Küresel Etkiler ve Türkiye’nin Konumu” başlıklı rapor, Türkiye’deki özel sektörün yapay zekâya yaklaşımını ortaya koyuyor.
Raporun en dikkat çeken bulgularından biri, küresel CEO’ların %70’inin üretken yapay zekâyı dönüştürücü bir güç olarak görmesi. Türkiye’deki yöneticiler de bu bakış açısını paylaşıyor. CEO’ların %56’sı yapay zekâ ile verimlilik artışı sağladığını, %32’si gelirlerini yükselttiğini, %34’ü ise kârlılığa olumlu katkı yaptığını belirtiyor. Bu veriler, teknolojinin sadece bir trend değil, somut bir rekabet avantajı sunduğunu gösteriyor.
“Yapay zeka kadar kaç kişiyi işinden edecek” benzeri haberler sıkça karşımıza çıksa da biliyoruz ki yapay zeka iş kaybı kadar fırsat da sunuyor. TÜSİAD Başkanı Orhan Turan’ın da vurguladığı gibi, bu teknoloji doğru yönetildiğinde verimlilik, sosyal kalkınma ve refah üzerinde büyük bir potansiyel taşıyor. Türkiye’nin küresel dijital ekonomide güçlü bir konuma gelmesi, bu fırsatların doğru değerlendirilmesine bağlı.
Şirketler Nerede Duruyor?
Türkiye’deki şirketlerin %50’si üretken yapay zekâyı hâlâ pilot aşamada test ediyor. Sadece %6’lık bir kesim, yapay zekâyı öncelikli bir konu olarak görmüyor. En yaygın kullanım alanları ise şunlar:
- Operasyonel süreçlerin iyileştirilmesi
- Müşteri hizmetlerinde otomasyon
- Ürün ve hizmet geliştirme süreçlerinde inovasyon
Katılımcıların %45’i, Bilgi Teknolojileri bütçelerinin %10’undan fazlasını yapay zeka projelerine ayırmayı planlıyor. Ancak veri güvenliği, yetenek eksikliği ve maliyetler hâlâ ölçeklenmenin önündeki en büyük engeller olarak görülüyor.
İş Gücü Dönüşümü ve Kültürel Etki
Yapay zekâ yatırımları iş gücünü daraltmaktan çok büyütme potansiyeli taşıyor. Raporda, iş gücü büyüme beklentilerinin 2024’te %13 iken 2025’te %17’ye yükseldiği belirtiliyor. Bu, teknolojinin insanı dışlamaktan ziyade dönüştürdüğünü kanıtlıyor. Türkiye özelinde, yapay zekâ daha çok işlerin niteliğini değiştiriyor. Ani ve uç istihdam kayıpları öngörülmüyor.
Yapay zeka kültürel dönüşümü de getiriyor. Şirketlerde sadece teknik süreçler değil, karar alma kültürü ve stratejik esneklik de yeniden tanımlanıyor. Bu dönüşüm, veri temelli karar alma, yeni yetkinlikler kazanma ve çalışanların yaratıcı gücünü destekleme odaklı ilerliyor.
Yapay Zekanın Stratejik Önemi
PwC Türkiye Ülke Kıdemli Ortağı Cenk Ulu’nun da belirttiği gibi, Türkiye’de şirketlerin ana odağı şimdilik operasyonel verimlilik. Ancak yapay zekâ yalnızca bir verimlilik aracı değil, rekabetçiliğin de anahtarı. Yarının kazananları, yapay zekâyı stratejik çeviklik ve yetkin insan kaynağı ile entegre eden kurumlar olacak.
Küresel düzeyde teknolojik liderlik yarışı hızla devam ediyor. Tedarik zincirlerinin güvenliği, yatırım maliyetlerindeki azalma ve yeni pazar fırsatları yapay zekânın önemini artırıyor. Bu nedenle:
- Şirketler, yapay zekâ projelerini sadece IT’nin değil, tüm iş stratejisinin parçası yapmalı.
- Etik ve regülasyon alanındaki farkındalık artırılmalı. Katılımcıların %88’i bu konuları takip ettiğini söylese de çoğu bilgi düzeyinde kalıyor.
- Yetenek yönetimi, teknolojinin en kritik unsuru olmalı. Teknik uzmanlık kadar stratejik düşünce de geliştirilmelidir.
Raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.
Türkiye İçin Yol Haritası
TÜSİAD ve PwC’nin raporu, Türkiye’nin üretken yapay zekâ alanında güçlü bir potansiyele sahip olduğunu net biçimde ortaya koyuyor. Ancak bu potansiyelin gerçeğe dönüşmesi için odaklı Ar-Ge yatırımları, kamu ve özel sektör iş birliği ve yetenek ekosisteminin geliştirilmesi gerekiyor.
Teknoloji artık sadece bir araç değil; küresel rekabetin dinamiklerini değiştiren stratejik bir unsur. Yapay zekâ destekli çözümleri iş süreçlerine entegre eden kurumlar, karar alma hızından müşteri deneyimine kadar her alanda fark yaratacak.
Türkiye’nin gelecekte dijital ekonomide söz sahibi olabilmesi, teknolojiyi sadece kullanmakla değil, aynı zamanda üretmekle mümkün olacak. Bu dönüşüm, hem şirketler hem de çalışanlar için kaçınılmaz bir fırsat penceresi sunuyor.