Daha Fazlası

Diderot’un yaşadıkları ‘tamah’ ve ‘yetinmeyi bilmek’ kavramları ile kendi yaşamlarımızı sorgulatıyor.

Maddi Sıkıntılar

Diderot insanların sonradan fark ettiği değerlerdendi. Yolu maddi sıkıntılar çekmekten geçiyordu. Belki de yaşadığı maddi meseleler onu hayatının hiçbir döneminde o günkü kadar çetin bir sınava sokmamıştı. Kader bu ya, kızı evleniyordu ve Diderot’un cebinde beş kuruşu kalmamıştı. Bir kaynak bulabilmek için çözüm arıyordu.

Diderot bu sırada bir taraftan Encyclopédie adlı eserin editörlüğünü yapıyordu ki bu dünya çapındaki hizmet Rus çariçesinin kulağına kadar gitmişti. Büyük Catherina ona reddedemeyeceği bir teklifte bulunmuştu. Diderot’un kütüphanesini temsili olarak satın alıp yine kendisine bağışlamıştı.

Çariçe bununla da yetinmemişti! Diderot’u maaşa bağladı ve maaşlarını önceden ödedi. Bu sayede kızını huzur içinde evlendirebilen filozof genel bir rahatlamaya kavuştu. Diderot senelerdir kendisini hiç şımartmadığını hatırlamıştı ki ilk kez para kaygısı gözetmeden kendisine enfes, kırmızı bir sabahlık aldı. Aslında hikayemiz şimdi başlıyordu.

Yeni Sabahlık Dönemi

Kahramanımız ilk kez giydiği kadife sabahlıkla ‘yapmak için’ dünyaya geldiği şeyi, daha da şevkle yapacağını düşündü. Yatak odasından hızlıca çıkıp oturma odasına girdi. Seneler boyunca sayısız makalesini yazdığı çalışma masasına ulaştığındaysa az önce hissettiği o şevkin yerini bir hayal kırıklığı aldı. Yılların cefakar masası, mumların bıraktığı izlerle doluydu.

Kendisini bu güne kadar zerre rahatsız etmeyen bu görüntü şimdi gözüne batıyordu. Bu çalışma masası, bu sabahlığı giymeye hak kazanmış bir kraliyet danışmanı için artık kabul edilemezdi.

Diderot o gün tek kelime yazamadı. Düşünebildiği tel şey, çalışma masası ile kadife sabahlığının uyumsuzluğuydu. Neyse ki artık cebinde parası boldu. Hemen kendine yeni bir ceviz kaplama masa aldı. Artık başına oturup şaheserler çıkaracağı muhteşem bir çalışma masası vardı. Kalemini mürekkebe batırdığında bu kez bir ay evvel arkadaşı Russo ile yaptığı muhabbet geldi aklına. Belki de büyük devrimin ilk adımlarını yazacaktı ki o da nesi? O halının hali neydi! Yıllar yılı çalıştığı odada üç öğün yemekler yiyen sanki kendisi değilmiş gibi şaşkın bakıyordu gözleri. Kahve lekeleri adeta halıya nakşetmiş gibiydi. Hangi filozof bu şartlar altında çalışabilirdi ki?

Devamını anlatmaya gerek yok. Kısa sürede evin tüm dekorasyonu kadife sabahlığın şıklığına halel getirmeyecek şekilde yenilenmişti. Gelgelelim filozofumuz Fransa’yı kurtaramadan alacaklılar kapısına dayanmıştı bile. Ve kahramanımız içinde bulunduğu durumu en sonunda yazıya dökebildi.

Daha sonra pek çok psikolog ve sosyoloğun çalışmalarına kaynak olacak makalesinin adını “Eski sabahlığım için pişmanlık” seçti. Bu çalışmanın belki de en çarpıcı noktası ise “Eski sabahlığımın efendisi iken yenisinin kölesi oldum” cümlesiyle tarihe geçti.

Ömrünü güzel bir yuva yapmak için heba eden kuş ve yuvası hikayesinin farklı bir versiyonu sanki. Var olan yok, yok olan var oluyor; bir varmış bir yokmuş misali.

Peki bizim yaşamlarımızda “tamah” ve “yetinmeyi bilmek” kavramlarından hangisi kazanır?

Not: Alıntı, kaynak kitaptaki ‘Atmacanın Hikayesi, Dünyadan Bağımsızlık’ başlığı değiştirilerek, alt başlıklar ve bazı cümleler ilave edilerek, kimi ifadeler kısaltılarak özet şeklinde yapılmıştır.

Kaynak: Güç, H.K. (2021). Yolda Bir Kuşa Rastladım. İstanbul: tutikitap.