Çalışan Esenliği Şirketlerin Rekabet Gücü mü? - I

Çalışan esenliği artık sadece iyi niyetli bir yan hak değil; şirketlerin sürdürülebilirliği için kritik önem taşıyan bir konu. Öyle böyle değil dünya genelinde 65 milyar dolarlık devasa bir pazardan bahsediliyor. Polikrizlerle çevrili, stresin küresel rekorlar kırdığı bir dünyada organizasyonlar şu soruyla yüzleşiyor: İnsan iyi değilken iş iyi olabilir mi? Wellbees Kurucusu ve CEO’su Melis Abacıoğlu ile yaptığımız söyleşide, çalışan esenliğinin neden sadece İK’nın değil, CEO ajandasının da en üst sırasında yer alması gerektiği verilerle yanıt buluyor. Esenliğin sekiz boyutundan global trendlere, Türkiye’deki stres haritasından Z kuşağının beklentilerine uzanan bu kapsamlı röportajda Abacıoğlu, çalışan esenliğinin ne denli önemli olduğunu araştırma sonuçlarıyla gözler önüne seriyor. Veriler, örnekler ve güçlü içgörülerle dolu bu sohbet, çalışan deneyimine bakışınızı sorgulatacak. Haydi hemen okuyun.

Welbeees Kurucusu ve CEO'su Melis Abacıoğlu

- Çalışan esenliğini nasıl tanımlıyorsunuz? Bu yöndeki çalışmaları yan hakların bir uzantısı olarak görebilir miyiz?

Dünya Sağlık Örgütü, esenliği bütünsel iyi oluş hali olarak tanımlıyor. Detaylandıracak olursam, çalışan esenliği sadece bir ‘meyve sepeti’ ya da ‘spor salonu üyeliği’ değil; ev taşıma sürecinden uyku problemine, finansal kaygılardan psikolojik güvenliğe kadar çalışanın hayat yolculuğundaki her anında yanında durmayı sağlayan bütünsel bir destek. Biz bunu; sosyal, entelektüel, fiziksel, finansal, çevresel, duygusal, spiritüel ve mesleki olmak üzere sekiz boyutta ele alıyoruz. Bunlara ek olarak psikolojik destek, beslenme, spor ve egzersiz danışman desteği, meydan okumalar, alışkanlık takibi, podcast’ler, yazılar, egzersiz, yoga pratikleri, meditasyonlar ve kulüplerle şirket kültürünü besleyen çözümler üretiyoruz. Böylece esenliği bir yan hak kutusuna hapsetmek yerine işveren markası unsuru olarak konumlandırıyoruz.

- Çalışan esenliği uygulamalarının dünya genelindeki kabulü ve yaygınlığı hakkında bilgi verir misiniz?

Esenlik aslında Benjamin Button gibi! Yıllar geçtikçe popülerleşiyor, önemi daha iyi anlaşılıyor. İlk başlarda sadece fiziksel sağlık odaklıyken özellikle pandemiyle birlikte bu alandaki farkındalık arttı; ‘hastalanmadan kendine iyi bakma’ düşüncesi ön plana çıktı. Öyle ki bugün dünya genelinde 65 milyar dolarlık devasa bir pazardan bahsediyoruz ve pazar her yıl yaklaşık %9 büyüyor. Üstelik Deloitte’a göre 2040 yılında sağlık harcamalarının %70’i esenlik ve önleyici pratiklere yapılacak. Bugün kurumsal şirketlerin %82’si esenlik programı uyguluyor. Yani bu geçici bir moda değil, iş dünyasının yeni ve kalıcı işletim sistemi. Öte yandan Gallup’un 2024 verilerine göre, 15 sene önce dayanılmaz stres yaşadığını söyleyenler %30’lardayken bugün bu oran %50’leri geçmiş durumda. Dolayısıyla stresin, mutsuzluğun, yalnızlığın ve endişelerin arttığı bu polikrizli dünyada esenlik artık bir hayatta kalma stratejisi.

- Hangi ülkelerde hangi uygulamalar daha fazla talep ediliyor? Böyle bir genelleme var mı?

Avrupa pazarında beklentiler daha çok bireysel mental sağlık, iş-yaşam dengesi ve psikolojik güvenlik üzerine yoğunlaşıyor. Dubai gibi Körfez ülkelerinde ise yenilikçi teknolojiye adaptasyon çok hızlı; orada sosyal bağları güçlendiren, yöneticinin bizzat içinde olduğu kulüpler ve yarışmalar çok talep görüyor. Türkiye’de ise çalışanlar krizlere karşı müthiş bir ‘yılmazlık’ sergiliyor. Ancak bu direnç yüksek stresi de beraberinde getiriyor. Gallup verilerine göre Türkiye’de stres oranı %69 ile küresel ortalamanın (%40) çok üzerinde. Bu nedenle ülkemizde kaygı yönetimi ve stresle başa çıkmaya yönelik uygulamalar ile danışmanlık hizmetleri her zaman ön sıralarda yer alıyor.

Öte yandan Wellbees olarak her yıl yayımladığımız ‘Esenlik Haritası’na göre 2025’te psikolojik desteğe başvuranların %19,8’inin gerekçesi evlilik ve ilişkiler oldu ve bu konu listenin en tepesinde yer aldı. Global araştırmalar da aile ve ilişki problemleri yaşayan çalışanlarda %30’a varan verimlilik kaybı, artan presenteizm (işte olup zihnen orada olamama) ve daha zayıf karar verme becerileri görüldüğünü ortaya koyuyor. Üstelik evde yaşanan kopuşlar, iş yerindeki ilişkilere, ekip dinamiklerine ve lider-çalışan bağlarına hızla sirayet ediyor. Bu nedenle şirketlerin psikolojik güvenliği, açık iletişimi ve insanlar arasındaki bağları güçlendiren sosyal esenlik yatırımlarını önceliklendirmesi gerekiyor.

- Sizce günümüzde çalışan esenliği çalışmaları bir zorunluluk mu yoksa bu yönde kurum içi bir ihtiyaç mı doğması gerekir?

Dünya Ekonomik Forumu’nun ‘2025 İşlerin Geleceği Raporu’na göre, çalışan sağlığı ve esenliği; maaş ve kariyer gelişimi gibi unsurları geride bırakarak yeteneği elde tutmada bir numaralı öncelik haline geldi. Çünkü bu polikrizli dünyada inovasyon ve verimlilik ancak ‘sağlam kafa sağlam vücutta bulunur’ felsefesiyle mümkün. Bu yüzden esenlik artık ‘olmasa da olur’ denilecek bir yan hak olmanın çok ötesinde, yetenek savaşlarında hayatta kalmak isteyen her şirket için zorunluluk. Esenliği aynı zamanda şirketlerin karlılığını da koruyan bir verimlilik aracı olarak görebiliriz. Çünkü çalışan, belirsizliği yönetemezse inovasyona ve yüksek performansa odaklanması istatiksel olarak çok zor. Dolayısıyla uzun vadede esenliği gündemine almayan şirketler, sağlık harcamalarındaki enflasyon ve verimlilik kaybı nedeniyle ciddi maliyetlerle yüzleşmek zorunda kalabilir.

Röportajın devamı yarın.