son yazılar
Engelliler sadece fiziksel değil, aynı zamanda ön yargı bariyerlerini de aşmaya çalışıyor.  


Farkında mıyız?


Bedensel engellilerin iş yaşamına girebilmelerini bırakın, hayata katılabilmeleri, sokağa çıkabilmeleri için yapılanlar hala çok yetersiz. Gelin 29 Kasım 2020 tarihli www.hurriyet.com.tr'nin konuyla ilgili haberine bakalım.

Habere göre; dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 15’i engelli kişilerden oluşuyor ve tüm dünyada yaklaşık 1 milyar engelli var. Bu nedenle, dünyadaki ‘en büyük azınlık’ olarak nitelendiriliyorlar. Türkiye’deyse Ulusal Engelli Veri tabanına göre engelli kişi sayısı 1.5 milyon civarında.

Karşılaşılan Zorluklar

Haberde bedensel engellilere söz verilmiş, bakın neler diyorlar.

16 yaşındaki işitme engelli Şevval Budak kulağında cihaz olmadığı sürece duyamadığını ve dudak okumaya çalıştığını, sürekli “Duymuyor musun, sana söylüyorum” denmesinden rencide olduğunu belirtmiş.

23 yaşındaki Koç Üniversitesi Medya ve Görsel Sanatlar bölümü 2’nci sınıf öğrencisi Aslı Tümer sokakların ve toplu taşıma araçlarının bedensel engellilere uygun olmadığını, fiziksel zorlukların yanı sıra insanların dik dik bakışlarına maruz kalmak, tuhaf sorularla karşılaşmak gibi çeşitli psikolojik zorluklar da yaşadıklarını söylemiş.

Benim için bir yaşayan kahraman olan Bedensel Engellilerle Dayanışma Derneği (BEDD) kurucusu ve başkanı Kemal Demirel bedensel engellilerin zaten sokağa çıkamadığını, yaşanılan pandemi boyunca engelsiz hayat sürenlerin, kendilerini daha iyi anlayacaklarını umduğunu belirtiyor.

43 yaşındaki bankacı Yüksel Gök iş hayatında sürekli kendini ispat sorunuyla mücadele ettiğini söylüyor. “Ben akli dengesi bozuk bir insan değilim, sadece çocuk felci geçirdiğim için fiziksel bir kısıtlamam var. Eğitimime uygun, yapabileceğim işleri verin” demek zorunda kaldığını belirtiyor.

Mental yeterliliğe, gerekli eğitimlere sahip olan pek çok engelli, ne yazık ki yetersiz fiziki koşullar sebebiyle hayatın pek çok alanından mahrum kalıyor. Buna rağmen yatağından çıkamadığı halde mucize gerçekleştiren
 Rukiye Türeyen gibi niceleri de var içlerinde. 

Hepsinin ihtiyacı birbirinden farklı; yürüme engeli olanlar, işitme engeli olanlar, karanlıkta yaşam mücadelesi veren görme engeli olanlar. 

Fiziksel ve psikolojik türlü zorluklarla mücadele eden bu insanların önünde engel olmayalım.

Koronavirüs salgını gerekçesiyle EKPSS sınavının ertelenmesi sınava girmeyi bekleyen binlerce engellinin iş bulma umudunu kırıyor. 


Üç Kez Ertelendi


İş bulmak isteyen binlerce engellinin dört gözle beklediği sınavdır EKPSS, yani Engelli Kamu Personeli Seçme Sınavı. İki yılda bir yapılıyor. Engellilerin kamuda istihdam edilmeleri için en son 2018 yılında yapılan sınavın bu yıl Nisan ayında yapılması bekleniyordu. Ancak sınav tam üç kez ertelendi. Koronavirüs salgını gerekçesiyle yapılan bu ertelemeler, sınava girmeyi bekleyen binlerce engellinin umudunu kırıyor.

Elbette pandemi göz ardı edilmemeli ve her türlü önlem alınmalı. Nitekim bu yıl salgın koşullarında önlem alınarak yapılan sınav örneklerini gördük. Lise giriş ve üniversiteye giriş sınavları yeni uygulamalar ve önlemlerle gerçekleştirildi. EKPSS için de aynısı olmalı. 

Sınav Tarihi Belli Değil

Oysa EKPSS için yeni sınav tarihi henüz belli değil. Hemen bir tarih belirlenmeli ve gerekli tedbirler alınarak sınav gerçekleştirilmeli. Sınava girmeyi bekleyenlerin çoğunun dar gelirli ailelere mensup oldukları ve içlerinde bulundukları zor durum unutulmamalı.

Sınav bir an önce yapılmalı, çünkü EKPSS demek iş umudu demek. Sınava girmeyi bekleyen engelli adayların geldikleri noktaya ulaşabilmeleri için çok daha fazla çaba harcadıkları unutulmamalı. Tek parmağıyla mucize yaratan güzel insan Rukiye Türeyen’i hatırlayın. Kıpırdatabildiği tek parmağıyla olağan üstü bir iş çıkarmıştı. 

Okuyabilmek için bin bir zahmete girip, pek çok sıkıntıya göğüs geren orta öğretim, ön lisans ve hatta lisans mezunu olmayı başaran binlerce engelliyi düşününce “hangimiz engelliyiz” diye soruyor insan kendine.

Sınav tarihinin açıklanmasını dört gözle bekleyen gençlerin umutları kırılmasın, önlerinde engel olunmasın. 



Şimdiye kadar özel sektörde hiçbir firmada Down Sendromlu çalışana rastlamadım. Peki neden olmasın? 


Tebessüm Ettiren Mekan

Size harika bir mekan tavsiye ediyorum; İstanbul Üsküdar’daki Tebessüm Kahvesi. Buraya gidip de gülümsememek pek mümkün değil. Tebessüm Kahvesi Üsküdar Belediyesinin işlettiği harika bir mekan. Mutlaka gidin. İstanbul dışında yaşıyorsanız, İstanbul’a geldiğinizde gidilecek mekanlar listenize alın. Gidin ki doğru koşullar sağlandığında insanlardan nasıl verim alındığını, farklılıklarla kaynaşmanın nasıl mümkün olduğunu görün. 

Geçen hafta kahve içmeye gittim Tebessüm Kahvesi’ne, harika bir mekan. Rengarenk masa ve sandalyelerle donatılmış açık mekanı ve güzel bir bahçesi var. Kahvaltı da yapabilirsiniz, menüsü lezzetli. Mekanı en anlamlı kılan ise down sendromlu garsonları. Harikalar, arı gibi çalışıyorlar. Onları görünce hangimiz engelliyiz diye sordum kendi kendime.

Mekanın ismine yaraşır gözlerinin içi gülen, tatlı ve işine oldukça hakim bir Proje Yöneticisi var; Şermin Çoban. Sohbet ettik kendisiyle. Mekanda 19-38 yaş aralığında 10 tane Down Sendromlu garson çalıştığını öğrendim; üçü kız, yedisi erkek. Nasıl bu kadar disiplinli ve sorumluluk anlayışı ile çalıştıklarını sordum. Kolay değil bunu sağlamak neticede. Bu projede eğitimin çok önemli olduğunu anlattı Şermin hanım. Yaklaşık bir yıllık davranış eğitiminden sonra bu aşamaya geldiklerini anlattı. Elbette her biri farklı gelişim göstermiş. Gelişme durumlarına göre bazıları tam garsonluk yapıyor, bazıları sadece boşları topluyormuş.

Toplumu da Eğitiyor

Projenin bu insanların hayatlarına katkısı ortada; özgüvenleri artıyor, iletişim becerileri yükseliyor, insanlarla iletişimi ve kişisel ihtiyaçlarını tek başına gidermeyi öğreniyorlar. Her biri kendi içinde bir yaşayan kahraman, ayrı bir başarı hikayesi. Ama kazanımlar sadece bunlarla sınırlı değil; proje toplumsal farkındalığı da artırıyor. Karşılıklı birbirimize nasıl yaklaşacağız, nasıl davranacağız konularında toplumu da eğitiyor. 

Down sendromlu çalışanlar burada aldıkları eğitimden sonra özel sektörde daha rahat iş sahibi olabiliyor. Açıkçası şimdiye kadar özel sektörde hiçbir firmada Down Sendromlu çalışana rastlamadım. Bu mekanı gördükten sonra “neden olmasın” diye düşünüyorum. 

İK yöneticisi olan, iş yeri olan, istihdam yapan arkadaşlarım, neden olmasın? Neden şirketinizde down sendromlu bir çalışan istihdam edilmesin? Onlara  uygun işler neden olmasın? Bölümler arası evrak getirip götürmek, çay servisi yapmak, yemekhanede garsonluk vb. işleri düşünün. Bir firma için harika bir çalışan çeşitliliği değil mi? Ne dersiniz?
Tam 37 yıldır, kendini bildi bileli yatıyor. 3 aylıkken geçirdiği havale sonucunda yatağa mecbur kalmış. Hiçbir ihtiyacını kendisi karşılayamıyor. 


Hiç Yürümeden Geçen Yıllar


O bir bedensel engelli ama sakın koltuk değnekli veya tekerlekli sandalyede olduğunu düşünmeyin. Onun % 99 engeli var, yani bedenini neredeyse hiçbir şekilde kıpırdatamıyor. Tam 37 yıldır, kendini bildi bileli yatıyor. 3 aylıkken geçirdiği havale sonucunda yatağa mecbur kalmış. Hiçbir ihtiyacını kendisi karşılayamıyor. Su içmek, yemek yemek, tuvalete gitmek gibi akla ilk gelebilecek en basit ihtiyaçları için bile hep yardıma ihtiyacı var.

4 kardeşi var. O en büyükleri. “Çok şükür kardeşlerim sağlıklı” diyebilecek kadar olgun. Babası kanserden vefat etmiş. Tüm ihtiyaçlarını, yedi yıl önce iki beyin ameliyatı geçirmiş olan annesi ve kardeşleri karşılıyor.

Bedenini hiçbir şekilde oynatamıyor dedim ama bunun minik bir istisnası var; sadece sol elinin işaret parmağını kıpırdatabiliyor. Koca vücutta hükmünün geçtiği tek yer, sol işaret parmağı. “Her şey tek parmağımın ucunda, tek parmağımla ulaşabilirim dünyaya” diyebilecek kadar olumlu bakıyor hayata. Hangi açıdan baktığımız ne kadar önemli.

Seçilmiş Bireyler 

Asla olumsuz düşünmüyor. “Allah’ım neden ben” diye isyan etmiyor. “Engelli insanların seçilmiş bireyler olduğuna inanıyorum” diyor.

Yataktan çıkamadığı için hiç okula gidemiyor. Okuma yazmayı evde kendi kendine öğreniyor ve 2014 yılında çok istediği bir şeyi yapmaya başlıyor; yazıyor. Tek parmağıyla mucize gerçekleştiriyor; tek tek tuşlara basarak kitap yazıyor, iki yıl sürüyor kitabın tamamlanması. Kanadı Kırık Melek’in Kanadına Takılanlar çıkıyor ortaya. Ben bu satırları yazarken kitap 3. baskısındaydı.

Yayınevi kitabın satışından elde edilen tüm geliri kendisine ve ailesine veriyor.

Asıl engelin içimizde olduğunu ispatlayan, “gerçekte hangimiz engelliyiz acaba” diye bize kendimizi sorgulatan, yaşamın içinde bir insanlık dersi gibi duran Rukiye Türeyen; ne güzel insansın sen.

% 99 engeline rağmen çalışıp üreten Rukiye Türeyen’in yazdığı "
Kanadı Kırık Melek’in Kanadına Takılanlar" isimli kitabını alın, mümkünse çokça alıp hediye edin. Herkese tavsiye edin.


Bin bir emek ve zorlukla mücadele edip okuyan görme engelli insanlar iş hayatında ne yapıyorlar? Yetkinlikleri doğrultusunda doğru işlere yerleşebiliyorlar mı? Dahası kaç görme engelli iş bulabiliyor? 



Karanlıkta Diyalog


Hiçbir şey görmüyorum, hiçbir şey. En ufak bir ışık kırıntısı bile yok, zifiri karanlığın içindeyim. Elimizde sopalarımız var sadece. Gerçi salona girerken “tehlike yok, kaybolma riski yok, ben hep yanınızdayım” gibi açıklamalar yaptı rehberimiz ama gel de rahatla.

Evet, tahmin ettiğiniz gibi Gayrettepe’deki ”Karanlıkta Diyalog” tecrübemi yazıyorum. “Karanlıkta Diyalog” İstanbul’da mini bir sanal yaşam tecrübesi üzerine kurgulanmış. Deneyimlemenizi tavsiye ederim.

Ortalama 1 saatlik turumuz bir park gezisi ile başlıyor. Sonra hep birlikte tramvaya binme tecrübesi yaşıyoruz. Tramvaya binerken ve inerken rehberimiz elimizden tutuyor. Sesleri duyuyorum, el yordamıyla oturacağım yeri buluyorum. Rehberimizin bu zifiri karanlığın içinde bu kadar rahat hareket etmesine hayret ediyorum. Sonra sinemaya gidiyoruz sesli anlatımlı bir film dinliyoruz, anlatılanları zihin gözümle görmeye çalışıyorum. Film çıkışı vapura biniyoruz. İndi bindiler hep zor, her yerde basamak var. Geziyi bir kafeye girerek tamamlıyoruz. Görmeden alışveriş yapmanın zorluğunu yaşıyoruz.

Gezi boyunca sesler, dokunuşlarım ve elimdeki sopa gözlerim oluyor.

Tebrikler Turkcell 


Genç rehberimiz üniversite mezunu olduğunu söylüyor. “Aferin sana çocuk” diyorum içimden. Gözleri görmeden okumanın zorluklarından konuşuyoruz çıkışta, o yine de her şeyin mümkün olduğunu, mesela gruptaki bir arkadaşının Boğaziçi’nde üçüncü sınıf öğrencisi olduğunu söylüyor. Diyecek söz bulamıyorum, 
Hangimiz engelliyiz?” diye soruyorum kendi kendime.

Gerçek yaşamın burada deneyimlediğimizden kat kat zor olduğunu, çünkü sokakta yanlarında bir rehber olmadığını, tehlikelerin olduğunu anlatıyor. Karşılaştığımız görme engelli kişilerin işlerini kolaylaştırabilmemiz için neler yapabileceğimizi anlatıyor bize. İşlerini kolaylaştırmayı bırakın, bir çok zaman görmezden geldiğimiz bir dünyada her biri adeta birer yaşayan kahraman.

Çıkışta elinde telefon görünce şaşırıyorum: “Görmeden telefonu nasıl kullanıyorsun?” diye soruyorum. Turkcell’in görme engelliler için uygulamasını gösteriyor, eli ekranın üstünde gezdikçe rakamları okuyan bir sistem. Bu uygulamanın görmeyen birinin hayatını nasıl kolaylaştırdığını görüyorum.

Elini taşın altına koyarak görme engellilerin dünyasına bir mum yakan Turkcell ne büyük iş yapmış; tebrikler, teşekkürler. 


Gezinin sonlanmasıyla ışığa ve hayatın renklerine kavuşuyorum. Kafamın içinde bir sürü soru:

Bin bir emek ve zorlukla mücadele edip okuyan görme engelli insanlar iş hayatında ne yapıyorlar? Yetkinlikleri doğrultusunda doğru işlere yerleşebiliyorlar mı? Dahası kaç görme engelli iş bulabiliyor? 


Peki insanın gerçek karanlığı nerede? Gerçek kör kim?
Kıpırdayamayanlar mı yoksa ihtiyaç sahibini bildiği gördüğü halde kılını kıpırdatmayanlar mı engelli sizce?


Varsayın ki Bir Engeliniz Var

“Varsayın ki fiziki bir engeliniz var, mesela yürüyemiyorsunuz. Ne yapardınız?” dedi. Birkaç saniye durakladım, gözlerimi kaçırdım, tam kem küm edip birkaç laf edecektim ki, cevabımı beklemeden devam etti:

“Şöyle bir düşünün şirketlerin ofislerin fiziki koşullarını. Merdivenleri, tuvaletleri, yemekhaneleri, kafeteryaları, çalışma ortamlarını. Yürüyemediğinizde rahatlıkla işyerine giriş çıkış yapabilir misiniz, yemekhaneye kolaylıkla gidebilir misiniz? Tuvaletler uygun mu? Ofis içinde bir yerden başka bir yere veya farklı bir kata rahatlıkla ulaşmak mümkün mü?” Bu sefer cevap verme niyetinde değildim, bekledim konuşmasını. O da konuştu:

“Cevabın ‘hayır’ olduğunu biliyoruz. "İş yaşamındaki tüm bu eksiklikler engelli bireylerin iş bulma ümitlerini de suya düşürüyor. Oysa engelli kişilerin iş bulma umudu kırılmamalı. Sokakları caddeleri düşünün. Yolda yürüyecek olsanız, herhangi bir toplu taşıma aracına binmek isteseniz yapabilir misiniz? Kendi işinizi görmek için bir kuruma gidecek olsanız; mesela bankaya, okula, hastaneye gidebilir misiniz?"

Köşeye sıkışmış, suçlu bir çocuk edasıyla dinlemeye devam ettim:

Dokuz Milyon Engelli

“Cevapların büyük çoğunlukla ‘hayır’ olduğunu biliyoruz. Türkiye’de dokuz milyon engelli yaşıyor. Bırakın dışarıda işlerini görmeyi veya çalışmayı, birçoğunun evde hareket imkanı yok. Yani kendi evinde bir odadan diğerine gidemiyor. Yaklaşık 250.000 kişinin ihtiyaçlarına uygun kişisel tekerlekli sandalyeye gereksinimi olduğunu biliyor muydunuz? 

Başımı yukarı kaldırdım hayır anlamında. Aklıma Rukiye Türeyen geldi; vücudunda hükmedebildiği tek parmağıyla mucize yaratan güzel insan

Sustu sonra, bana baktı.

“Bu ayıp bizim” demek istedim ama diyemedim, kelimeler boğazıma düğümlendi. Tam konuşmasının bittiğini sanmıştım ki son darbeyi indirdi:

“Bizim engelimiz bedenimizde, haliyle dışarıdan görünüyor, ama ya gerçek engeli ruhunda, zihninde, kalbinde olup da dışarıdan görünmeyenler. Kıpırdayamayanlar mı yoksa ihtiyaç sahibini bildiği gördüğü halde kılını kıpırdatmayanlar mı engelli sizce? Hııı, hangimiz engelliyiz?”

Gözümden akan birkaç damla yaşa engel olamadım. Boğazımdaki düğüm koca bir yumruya dönüştü. Kısa bir sessizliğin ardından yine ilk konuşan o oldu:

“Sizi üzmek istemedim, ama gerçeklerimiz bunlar”

“Estağfurullah” falan diye geveleyecekken kararlılıkla devam etti konuşmasına;

“Madem yazacaksınız bunları, o halde sizden bir ricam var.”

“Elbette, buyurun”

“Lütfen derneğin web adresini de yazar mısınız? Belki yazdıklarınızı okuduktan sonra yardımda bulunmak isteyenler olabilir. Yapılan küçücük bir yardım bile bizim için çok önemli.”

“Tabii ki yazarım. Hiç merak etmeyin.”


Ve yazıyorum, söz verdiğim gibi; www.bedd.org.tr

Not: Rakamsal veriler Bedensel Engellilerle Dayanışma Derneği (BEDD) web sitesinden alıntıdır.