son yazılar
Banka müdürü güvenlik görevlisinden aldığı silahı çalışanının kafasına dayayıp bu cümleyi kuruyor, sonra da şaşkına çeviren bir savunma yapıyor…


Sıra Dışı Bir Olay


Gelin 11.06.2021 tarihli www.hurriyet.com.tr 'deki bir habere bakalım. Ofiste baskı ortamı mı, saçmalık mı, dozu kaçmış şaka mı siz karar verin.  Haberde Kahramanmaraş’ta, müşteri hizmetleri uzmanının başına silah dayadığı iddiasıyla banka müdürünün beş yıla kadar hapsinin istendiğini yazıyor.

Yazılanları özetle aktarıyorum:

Olay 22 Temmuz 2020’de özel bir bankanın Kahramanmaraş şubesindeki kasa dairesinde meydana geldi. Müşteri hizmetleri uzmanı kasa kapısının yanında duvara yaslanmış halde beklerken banka müdürü güvenlik görevlisinin silahını alıp başına dayadı. Müşteri Hizmetleri Uzmanı başını çevirerek namludan uzak durmaya çalışırken, müdür silahı indirip güvenlik görevlisine verdi.

Olayın ardından çalışan müdüründen şikayetçi oldu, bankada can güvenliğinin olmadığını gerekçe göstererek iş akdini de feshetti. Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı’nca başlatılan soruşturma sonunda bankayla ilişiği kesilen eski müdür hakkında beş yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

Şakacı Biri

Tanık olarak dinlenen bankanın güvenlik görevlisi: “Müdürümüz genellikle personele şaka yapardı, bazen şakanın dozu kaçabilirdi” dedi.

Sanık banka müdürünün avukatı “Müvekkilim insan ilişkilerinde sürekli şakavari hareket etmektedir, hatta bu nedenle mesleğinde yükselmiştir” dedi.

İsteyenler ilgili mecradan haberi detaylı okuyabilir. Samimi yönetim kisvesi altında pek çok yönetsel hata yapıldığını duydum. Çalışanlar sadece aralarında konuşuyor diye “Burası bir iş yeri ciddiyet lütfen” diye abartılı tepki gösteren yönetici duydum. Ancak böyle bir vakayı ilk kez duyuyorum ve bu sıra dışı olayın yorumunu size bırakıyorum.
İntihar eden doktorla birlikte ağır çalışma koşulları ve mobbing yine gündeme geldi.


Doktorun İntiharı


19.02.2021 tarihli haberturk.com sitesinin haberine göre Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde görevli asistan doktor Mustafa Yalçın, ardında bir mektup bırakarak hayatına son verdi. Dr. Mustafa Yalçın'ın intiharına ilişkin soruşturma sürerken kendisine mobbing uygulandığı iddiaları da gündeme geldi. Dr. Yalçın'ın hayatını kaybetmesi üzerine yeniden intern ve asistan hekimlerin ağır çalışma şartları üzerinde duruluyor.

Olayın mobbing yüzünden olup olmadığı henüz netlik kazanmamakla birlikte asistan hekimlerin ağır koşullarda çalıştığı bilinen bir gerçek. İster sağlık sektöründe ister farklı sektörlerde olsun ağır çalışma koşulları çalışanlar üzerinde bin bir sıkıntı doğuruyor.

Kısa Vadeli Çözüm

Kısa vadede işler yürür gibi veya gün kurtarılır gibi görünse de ağır çalışma koşulları yüzünden gerek işin içeriğinde gerekse kişi üzerinde ciddi sıkıntılar oluşuyor. Kişi iş yükü nedeniyle dikkat dağınıklığı yaşayabileceği için hata yapma olasılığı artıyor.

Ağırlaşan iş yükü bazı çalışanlar için rutin haline geldi. Oysa bu temponun ölümle bile sonuçlanabileceğini Yoğun Çalışma Temposu başlıklı yazıdan da biliyoruz. İş ölüm noktasına gelmese bile ofiste baskı ortamının kişide ruhsal ve fiziksel çeşitli sıkıntılara yol açtığını biliyoruz. Tüm bunların üstüne çalışanın, iş arkadaşları veya yöneticisi tarafından kasten işten soğutulmaya çalışılması olaya tuz biber ekiyor.

İnsanı insan olmaktan uzaklaştıran, mesleğinden hatta hayattan soğutan çalışma koşulları revize edilmeli. İş yerlerinde bezdiri uygulayan kişiler tespit edilip gerekli yönetsel önlemler alınmalı.

Çok çalışmakla, iş yükü altında ezilmek arasındaki farkı anlayabilmek ümidiyle.

Kaç kişi işyerinde birden fazla çalışanın yapması gereken işi tek başına sırtlıyor? 



Ne Kolay


Yeterli insan istihdam etmeden, bir tek kişiye bütün işleri yükleyip sonra da;

“Yetiştiremedin mi?”

“Ne olacak senin bu performans sorunun?”

“Hala yapamadın mı?”

“Verimsiz çalışıyorsun.”

“Zamanını doğru yönet.”

deyip bir kusurmatik olarak işin içinden sıyrılmak ne kolay.

Lütfen sorgulayın; çalışan gerçekten iş tanımı çerçevesinde kendi yapması gerekenleri mi yapıyor, yoksa üzerine yüklenen tüm işlerin altından kalkmaya mı çalışıyor?

Ne yazık ki tek başına birkaç kişilik iş yüküyle çalışanlar var. Tek kişilik maaş alıp üç kişilik iş yapanlar var. Hatta bölümdeki asalak çalışanlar yüzünden departmanın iş yükünü sırtlayanlar var.

Vurun Abalıya

Çalışan nasıl olsa yapıyor diye; “Ayrılan kişinin işini ver. Ayrıca yeni sorumluluklar ver. Yeni başlayan çalışanı onun yanına ver, hatta yeni kişi alışana kadar onun bazı sorumluluklarını da ver. Hedefini de yükselt.” Vurun abalıya.

Çalışanın verimli olabilmesi için öncelikle üzerinde makul bir iş yükü olması gerekir. Elbette dönemsel yoğunluklar olabilir. Elbette gelişen koşullar, kurum içi yapılanmalar, yenilenen iş tanımları çerçevesinde her çalışan yeni sorumluluklar almaya hazır olmalı. Ancak bu durumlar, yönetici / işveren tarafından sömürülmemeli. Çalışana iş üstüne iş, sorumluluk üzerine sorumluluk yüklenmemeli.

Çalışana kaldırabileceğinin üstünde iş yüklemenin mobbing olduğunu bilmek lazım. Yazık etmemek lazım. İşini severek yapan nitelikli çalışanları harcamamak lazım.

Bölüm yöneticileri Vedat Bey’in ardı arkası kesilmeyen eleştiri ve hakaretlerine maruz kalan çalışanları çareyi bölüm direktörüne bildirmekte buldular. 


Çalışanları dinleyen bölüm direktörü duyduklarından son derece rahatsız olmuştu. Vakit geçirmeden durumu konuşmak için Vedat Bey’i çağırdı.

Her Şey Yolunda

Öncelikle bölümde işlerin nasıl gittiğini sordu bölüm direktörü. Her şey yolundaydı; takip ettikleri işleri, bu ayki tahmini iş sonuçlarını, müşterileri genel olarak özetledi Vedat Bey. Sonra bölümde ilişkilerin nasıl olduğunu sordu. O konuda da her şey yolundaydı; çalışanlarıyla mutlu huzurlu çalışıyordu.

Tecrübeli bölüm direktörü lisanı münasip ile çalışanların sıkıntılarını, kendisine iletilenleri aktarmaya başladı. O zamana kadar gayet rahat konuşan Vedat Bey’i bir huzursuzluk kapladı.

Bölüm direktörü suçlamadan, somut olayları göstererek, örnekler vererek konuşuyordu. Vedat Bey’in çalışanları herkesin içinde eleştirdiğini, “Bir şeyi de düzgün yapın” “Kafanız hiçbir şeye basmıyor” gibi hakaret cümleleri kullandığını söyledi. Vedat Bey iyiden iyiye kıpkırmızıydı artık.


“Onların Gelişimi İçin”

Önce inkar etti hakkındaki suçlamaları; “Bu ay biraz fazla çalıştık, eve geç gittiler, bu yüzden bana kızgınlar anlaşılan” dedi. Ama baktı gördü olmayacak, o zaman bir kılıf bulmalıydı ve buldu. O, tüm bunları çalışanlarını geliştirmek için yapıyordu.

“Yaptığım ve söylediğim her şey onların iyiliği için. Evet hatalarını söylüyorum, çünkü fark etsinler, düzeltsinler diye. Yoksa nasıl gelişebilirler? Nasıl bilebilirler yaptıklarının hata olduğunu” cümleleriyle savundu kendini lafazan bölüm müdürü.

İnsanları geliştirmenin yolunun bu cümleler olmadığını, kullanılan hakaret cümlelerinin korkuyu, düşmanlığı, hata yapmayı beslediğini çok güzel anlattı bölüm direktörü ve sordu;

Yanlışı görüyorsun, doğruyu niye görmüyorsun Vedat?”

“Görüyorum, görmez olur muyum?”

“Görüyorsan niye takdir etmiyorsun? Arkadaşların senden hiç takdir cümlesi duymadıklarını söylüyorlar.”

“Takdir edersem şımarırlar, işleri çok doğru yaptıklarını düşünebilirler, belki de işi yavaşlatabilirler.”

“Kimin teorileri bunlar? İşini iyi yapan insan elbette bunu bilmelidir ve takdir edilmelidir. Marifet iltifata tabidir. Ayrıca küçücük bir hataya bile tahammülün olmadığını söylüyor ekip arkadaşların” Yine birkaç örnek verdi bölüm direktörü ve ekledi:

“Çalışma arkadaşlarını sürekli azarlamayı kendinde hak görmen doğru bir yaklaşım değil.”

“Evet zaman zaman bağırıyorum, çünkü ben onların işlerinde mükemmel olmalarını istiyorum.”

“Mükemmel olmanın yolu azarlamak mı? Ayrıca hangimiz mükemmeliz Vedat?”

“Aman efendim sizin bilginiz, tecrübeniz hangimizde var?”

“Ben de mükemmel değilim, hep öğreneceğim bir şeyler var. Çalışma arkadaşlarının yaptıkları iyi işleri görmeyip, kusurlarını sürekli yüzlerine vurman ve de bunu herkesin içinde yapman olur şey değil. Çalışanlarının gelişimlerini baltalayan yöneticilerin yaklaşımıdır bu.

Tavır ve davranışların onları geliştirmeyeceği gibi, şu anda olduğu gibi demotive eder. Hatta belki de birilerinin ayrılmasına sebep olursun. Ekip arkadaşlarının sana güvenmeleri çok önemli. Lütfen bölüm içinde güvenin altını oyma. Çalışma arkadaşlarına bir kusurmatik gibi yaklaşmanın sana, onlara ve şirketimize faydası değil, ancak zararı olur.

“Ama efendim bu kadar iyi iş sonuçlarım var ve siz beni hep eleştirdiniz.”

“Ben seni değil, davranışlarını ve yaklaşımını eleştiriyorum Vedat. İnanıyorum ki, davranışlarını değiştirerek şu anda elde ettiğin iş sonuçlarından çok daha iyisine ulaşabileceksin.”

Ben başaramamışsam sen de başaramazsın. 

Hatta başarmamalısın. Hiç uğraşma.



Sen de Yapamazsın

Nilay yeni başladığı işindeki bölüm arkadaşından duydu bu cümleyi. Şirketin kıdemli çalışanlarından biri olan iş arkadaşı, hevesle başladığı işinde bir kaç cümleyle tarumar etmişti motivasyonunu; “Yükseleceğim diye boşuna heveslenme. Bak ben kaç yıldır aynı pozisyonda çalışıyorum, hiçbir şey olduğu yok. Neticede mutsuz çalışıyoruz. Ben yapamadım, sen zaten yapamazsın.” Bu son cümle adeta beynine kazındı Nilay'ın; “Ben yapamadım, sen zaten yapamazsın.”

Nilay bu duruma maruz kalan pek çok çalışandan sadece bir tanesi.

“Ben yapamıyorsam sen de yapamazsın” “Ben başaramamışsam sen de başaramazsın” “Hiç uğraşma” "Deneme bile." Mesela;

  • Bu şirkette kariyer yapmak imkansız (çünkü ben yapamadım)
  • Yöneticiyle konuşmak mümkün değil (çünkü ben konuşmayı beceremedim)
  • Asla maaşına zam yapmazlar (çünkü benimkine yapmadılar)
  • Bakın, yanlış düşünüyorsunuz; (çünkü benim düşündüğüm gibi düşünmelisin) 
  • İş arkadaşlarınla sorunlarını konuşarak çözemezsin, hiç uğraşma (çünkü ben böyle çözemedim)
  • Müşteriyle uzlaşman olanaksız. Boş ver (çünkü ben uzlaşamadım)
  • Onunla iletişim kuramazsın. Ne gerek var çaba sarf etmene? (çünkü ben yapamadım) 
  • Ben de senin gibi idealisttim; kendi yarattığım ben vardı. Saçmaladığımı şimdi görebiliyorum. (Sen de saçmalama)

Yengeç Sepeti

Gel de “yengeç sepeti sendromu”ndan bahsetme:

“Kumsalda yürüyüş yapan bir adam avlanan bir balıkçının sepetinde bir sürü yengeç görür. Ama sepetin kapağı açıktır. Adam balıkçıya yaklaşır ve sorar: “Yengeçler kaçacak, neden sepetin için kapak kullanmıyorsun? Balıkçı rahat bir şekilde cevap verir: “Şu durumda kaçmaları imkansız, çünkü sepetin içinde bir çok yengeç var. Biri kaçmaya çalışsa diğerleri onu aşağı çekecektir. Ancak sepetin içinde tek bir yengeç olsaydı, o zaman haklı olurdun. Yengeç rahatça kaçabileceği için kapak kullanmam gerekirdi.”

Filipinliler arasında popüler olduğu söylenen bu kavram ne yazık ki kurumsal hayatta sık sık kendini gösteriyor. Haset ve kinle bezenmiş rekabetçi duygularla etrafındakileri aşağı çekmeye çalışanlar hiç de az değil. Merhamet ve empati yoksunu bu kişilerin kurbanı olmamak için birlikte vakit geçirdiğiniz kişilere dikkat edin.

 

Ne boyutta bir öz güven eksikliği başka birinin kuyusunu kazmaya iter insanı? 


İlk Günden Belliydi


Daha ilk günden belliydi beni ne kadar sevdiği(!!!), ne kadar yakınlık göstereceği(!!!) ve ofis ortamında yaşayabileceklerim.

İki insan birbirini fark ettiği andan itibaren söylediği söylemediği yaptığı yapmadığı her şey mesajdır ya hani, işte ben de onunla karşılaşma anımızdan itibaren bütün mesajlarını alabiliyordum. Bir şeyler söylese de söylemese de tüm mesajlarını alıyordum.

‘Aramıza hoş geldin’ derken gülümseyen suratının arkasındaki maskesini görüyor, suskunluğunun bana söylediklerini duyuyordum. O, sadece "çalışanlarının gelişimlerini baltalayan yöneticiler" grubundan biri değil, aynı zamanda çalışanın kişiliğini, kariyerini de baltalayan biriydi.

Zaman Beni Haklı Çıkardı 

Evham yaptığımı, abarttığımı söylediler önce, ‘kim bilir, belki de’ dedim ben de. ‘Olabilir’ dedim, çünkü hissiyatın somut bir kanıtı yok ki çıkarıp göstereyim. 
Tatlı tatlı "ben yapamadım sen zaten yapamazsın, hiç deneme" diye önümü kesmelerini "beni korumak içindir belki de" diye yorumlamaya çalışıyordum.

Gel velakin zaman beni haklı çıkardı. Usul usul başladı her şey. Öyle sessiz ve derinden geliyordu ki, ilk zamanlarda ben bile anlamadım istifa etmem için bunca dümen çevirdiğini. Ara sıra kendi kendimi ‘yok canım, bana öyle geliyor olabilir. Adam benimle niye uğraşsın ki’ diyerek teselli ediyordum. 

İşten çıkarıldığım bugün itibarıyla artık anti depresan ilaç kullanan biriyim.

Bugün öyle üzülmüş bir yüz ifadesiyle geldi ki yanıma, hani dersiniz ki ‘bu adamın senin çıkarılmanla ilgisi alakası olamaz.’ ‘Referans için benim ismimi verebilirsin’ derken yüzündeki ifadeyi gören kondurmazdı hiç iş yerini burnumdan getirdiğine.

Ben ise cevap bulamadığım bir sürü soruyla baş başayım şu anda: 

  • Ne boyutta bir öz güven eksikliği başka birinin kuyusunu kazmaya iter insanı?
  • Benimle alıp veremediği aslında kendisiyle ilgili hangi eksik duygunun hesaplaşması? 
  • İnsan hangi öz değer eksikliği ile başka birini kendisine tehdit olarak görür? 
  • İnsanın karşısındakini sürekli yenme yenişme çabası aslında kendisindeki hangi duyguyu örtbas etme mücadelesidir?  
  • Dedikodu, iftira, şaka kisvesi altında başka biriyle alay etmek kişinin hangi olgunluk eksikliğinin göstergesidir? 
İş yerinde mobbinge sessiz kalınmamalı! Zalimin Zulmüne dur demeli. Mobbingle mücadele herkesin görevidir.
Çalışanın kurum içi düzenlenen eğitim programına yarım yamalak katılmasına sebep olan yöneticiler...  


Ayla: Ahmet bey, benim yarın eğitimim var biliyorsunuz, ofiste olmayacağım.
Müdür: Ama yarın bizim müşteri ziyaretimiz var.
Ayla: Bunu size önceden söylemiştim. 2 günlük eğitimin yarın ilk günü.
Müdür: Biliyorum da, müşteri beklemez. Şöyle yapalım o zaman; sen sabahtan öğlene kadar katıl, sonra çıkıp müşteri ziyaretine gidersin.
…………………….
Müdür: Melis sen yarın bu eğitime katılmasan olmaz mı?
Melis: Ama kaydımı yaptırdım, size de bilgisini verdim çok önceden.
Müdür: Biliyorum bana bilgi verdin de, çok işimiz var.
Melis: ???
Müdür: O zaman sen şimdilik git. Ama ben seni her aradığımda ulaşıp konuşabileyim. Gözün telefonda olsun.
……………........
Müdür: Hakan hemen gelir misin, bir toplantımız var.
Hakan: Berk bey ben üst katta toplantı odasında eğitimdeyim biliyorsunuz.
Müdür: Biliyorum da acil bir toplantımız çıktı.
Hakan: Ama eğitimi kaçırırım.
Müdür: 2 saat falan sürer en fazla. Sonra tekrar katılırsın.
……….............
Müdür: Serkan bu raporun yarın öğlene kadar benim elimde olması gerekiyor.
Serkan: Mert bey şu anda saat 16:00. Yarın da benim eğitimim var biliyorsunuz. Öğlene kadar elinizde olması için benim yarın sabahtan eğitime gitmeden bu raporu hazırlamam lazım.
Müdür: Hımmm. O zaman şöyle yapalım, sen eğitime git katıl, arkalara bir yere otur, raporu hazırla. Böylece hem duyabildiğin kadar eğitimi yakalamış olursun, hem de raporu hazırlarsın.
………..............

Düşünün lütfen, yöneticisi tarafından gelişimi bu şekilde baltalanan bir çalışan nasıl hisseder? Sonra da soruyoruz "neden mutsuz çalışıyoruz" diye. Alın size bir sebep.

Çalışanın, kurum içi düzenlenen bir eğitim programına yöneticisi tarafından ileri sürülen "yoğun çalışma temposu" ve ‘acil durum’ gibi nedenlerle yarım yamalak katılmasının ne firmaya ne çalışana ne de bölüme doğru dürüst faydası vardır. 

İster yönetici tarafından kasıtlı olarak ‘zalimin zulmü’ niteliğinde, isterse kasıtlı değil de beceriksizlikten yapılsın, her iki durumda da eğitim için harcanan para tam anlamıyla karşılık bulmaz ve eğitimden alınan verim düşer.

Tüm bunların yanı sıra, çalışanın yöneticisi yüzünden eğitim programına bölük pörçük katılmak durumunda kalması, firmanın ve yöneticinin öğrenmeye ve gelişime verdiği değerin derecesine dair önemli mesajlar içerir.
Stresten, aşırı iş yükünden, zona ve benzeri hastalıklara yakalananların, anti depresan ilaçlara başlayanların, psikologlara, koçlara koşanların, son dönemlerin moda tabiriyle tükenmişlik hissedenlerin sayısı hiç de az değil.


Baskıcı Ortam

Sevimsiz çalışma ortamının, insanı nasıl baskı altına aldığı, nasıl bunalıma sürüklediği ile ilgili birçok hikaye duymuşuzdur. "Ben yapamadım sen zaten yapamazsın" diyen motivasyon kırıcıları, çalışanlarının gelişimlerini baltalayan yöneticiler ve daha pek çok faktör bu duruma tuz biber ekiyor.

Stresten, aşırı iş yükünden, zona ve benzeri hastalıklara yakalananların, anti depresan ilaçlara başlayanların, psikologlara, koçlara koşanların, son dönemlerin moda tabiriyle tükenmişlik hissedenlerin sayısı hiç de az değil. Sonra 
neden mutsuz çalışıyoruz diye sorguluyoruz. Bunları yaşayıp mutlu çalışmak mümkün mü? 

Elde somut veri olunca iş kulaktan duyma hikaye olmaktan çıkıp ayan beyan gerçekliğe dökülüyor. Buyurun size bu konuda yapılmış bir çalışmanın sonuçları.

Çarpıcı Oranlar

İngiltere’de yapılan bir çalışmaya göre;

  • Çalışanların % 20’si üzerlerinde çok baskı hissettikleri için izin aldıklarını,
  • Çalışanların bir kısmı on beş günde bir işleri yüzünden en az bir kere ağladığını,
  • Çalışanların % 34’ü (maaş yetersizliği, gelişim fırsatlarının az olması vb. sebeplerden dolayı) işlerini sevmediğini,
  • Çalışanların % 35'i düzenli olarak işlerini değiştirmeyi düşündüğünü,
  • Yine % 35 civarı bir grup, iş sebepleri dolayısıyla aile toplantılarını ve kişisel olarak verdikleri sözleri kaçırdıklarını belirtmiş.
İş verimliliği üzerinde çalışanların kesinlikle gözden kaçırmaması gereken bir konu. İşinde bu denli mutsuz olan çalışanların motivasyonla, verimli iş sonuçları üretmesi daha zor değil mi?  
Bitmedi gitti bu yönetici profili; kendi eksiklikleri sebebiyle çalışanına kafayı takan, sudan sebeplerle çalışma ortamını çalışanına zehir eden yöneticiler. 


İnsanlar şirketlere katılır, patronlardan ayrılır (People join companies, leave bosses)” sözü defalarca kanıtlamıştır kendini.

Hikayeler

İster çok uluslu veya ulusal büyük firma olsun, ister orta veya küçük ölçekli firma olsun, kaç kez dinledim yöneticiden yaka silkme hikayelerini. Anlatılanların hepsi birbirinden ilginç;

  • Çalışanını kendi pozisyonu için tehdit olarak görüp, sindirmeye çalışanlar
  • Giydiği çoraptan, saç tarama şekline kadar müdahale edenler
  • “Sen bir dolaş bakalım etrafta benim için ne diyorlar” diyerek ekip arkadaşını kullanmaya çalışanlar
  • Çalışanının diğer çalışanlarla irtibatta olmasını istemeyip, “sadece benimle konuş, öğle yemeklerinde hep benimle ol” diye baskı kuranlar
  • Bile bile hiç destek olmadan çalışanının yetkinlik ve yetkileri üzerinde sorumluluk yükleyerek, onu başarısız kılmaya çalışanlar
  • Beş kişilik işi bir kişiye yükleyerek çaktırmadan çalışanı istifaya zorlayanlar 
ve daha niceleri. Çalışanlarının gelişimlerini baltalayan yöneticiler pek de az değil.  

Yöneticinin çalışanına karşı gücünü bu denli orantısız ve zalimce kullanması ne acı. İş hayatını çalışanın burnundan getiren basiretsiz yönetici, genellikle zaferini çalışanın işten ayrılmasıyla kutluyor. Tabii bu arada koşulları gereği ayrılamayıp da el mecbur çalışanlar arasında depresyona girenler, ilaca başlayanlar, psikolojik destek alanlar da cabası.

Bu durumla ilgili İngiltere’deki Glassdoor şirketi bir çalışma yapmış, gelin hep birlikte bakalım bulgularına;

Yöneticinin çalışanına karşı gücünü bu denli orantısız ve zalimce kullanması ne acı. İş hayatını çalışanın burnundan getiren basiretsiz yönetici, genellikle zaferini çalışanın işten ayrılmasıyla kutluyor. Tabii bu arada koşulları gereği ayrılamayıp da el mecbur çalışanlar arasında depresyona girenler, ilaca başlayanlar, psikolojik destek alanlar da cabası.

Bu durumla ilgili İngiltere’deki Glassdoor şirketi bir çalışma yapmış, gelin hep birlikte bakalım bulgularına;

Saygısız Davranış

İngiltere’deki her beş çalışandan biri yöneticisi yüzünden işinden ayrılıyor. 2000 İngiliz çalışan ile yapılan araştırma ortaya çıkarmış ki yönetimle ilgili en önemli konu “saygısız” davranış. Çalışanların neredeyse %43’ü bu görüşte.

Çalışmaya katılanların üçte birinden fazlası (%34) yöneticisinin “olumsuz tavır” içinde olduğunu bildirmiş.

Araştırmaya katılanların %40’ı can sıkıcı bir yöneticiye aldırmamaya çalıştıklarını bildirmiş. %18’i ise bu hüsranı onların arkalarından dedikodu yaparak hafifletmeye çalıştıklarını bildirmiş. 

Önce tatlı tatlı "aramıza hoş geldin" deyip, ardından sivri dişlerini çıkaran pek çok yönetici var maalesef. Bitmedi gitti bu yönetici profili; kendi eksiklikleri sebebiyle çalışanına kafayı takan, sudan sebeplerle çalışma ortamını kendi çalışanına zehir eden yetişkin görünümlü ergen yöneticiler. 

Yöneticisinin zafiyetleri yüzünden işinden ayrılan, tedaviye başlayan çalışanların azalması hatta bitmesi umuduyla.