son yazılar
Pandemi sürecinde kadınların üzerindeki iş yükü malum. Çoğunlukla kadınların yürüttüğü evdeki günlük rutinlerin ekonomik değeri hesaplandığında ne tuttuğunu biliyor musunuz?   


Araştırma Sonuçları


Pandeminin hayatımıza daha fazla soktuğu evden çalışma düzeniyle iş yaşamının dinamikleri de değişti. Yepyeni sorular belirdi: Evden çalışanların masrafları ne olacak? Yeni işine evden başlayanlar için işe alıştırma eğitimleri düzenleniyor mu? Bir de tabii istese de, işinin mahiyeti imkan verse de evden çalışamayanlar var. Onlar ne yapsın?

Yeni çalışma düzeninin içinde en olumsuz etkilenenler ise kadın çalışanlar. Bu çıkarımı sadece kendi öznel gözlemlerime dayanarak yapmıyorum, aynı zamanda bir araştırmanın da sonucuna dayandırıyorum.

Sabancı Üniversitesi Yönetim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mahmut Bayazıt ve İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç Dr. İlknur Özalp Türetgen önderliğinde yapılan “COVID-19 Gölgesinde Evden Çalışma ve İş - Yaşam Dengesi Araştırması” sonuçları, bu dönemin kadının omuzlarına daha fazla yük bindirdiğini gösteriyor.

COVID-19 sürecindeki algı ve reaksiyonların çeşitli bireysel, ailevi ve işle ilgili farklılıklardan etkilendiğini belirten araştırmanın elde ettiği bulgulardan ikisi şöyle:

  • Kadınlar, erkeklere kıyasla; kendi kariyerlerini daha az öncelikli algılamakta, ev işlerini daha fazla üstlenmekte ve daha fazla fiziksel ve psikolojik stres belirtisi göstermektedir.
  • Kadınlar erkeklere kıyasla daha fazla fiziksel zorlanma yaşıyor.
Ayrıca, kendini yönetme becerisinin avantajı bir rapor sonucuyla daha teyit edilmiş oldu. Rapor yüksek düzeyde otonomiye sahip olan bireylerin daha az fiziksel ve psikolojik zorlanma ve daha az iş-aile çatışması yaşadıkları, diğer yandan daha fazla memnuniyet sahibi oldukları ve evi işten korumaya yönelik daha fazla taktik kullandıklarını bulmuş. Araştırmanın detaylarına ve tüm bulgularına internet üzerinden rahatça erişebilirsiniz.

Bakım Emeği

İş, ev, çocuk, gibi pek çok topu yere düşürmeden döndürmeye çalışan kadınlar, adeta pandeminin jonglörü.

Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı (KEDV) kadının evde yaptığı ama bir türlü görülmeyen işleri (çocuk bakımı, yemek yapma, ütü, sofra kurma/kaldırma vb.) ‘bakım emeği’ olarak adlandırıyor. Vakıf, kadınların günlük rutinleri olarak yaptıkları işlerin yarattığı ekonomik değerle ilgili farkındalık yaratmak için “Küresel Bakım Emeği Hesaplama Uygulaması”nı devreye sokmuş. “Acaba evde yaptığım bu işlerin maddi karşılığı nedir” diye merak edenler www.carecalculator.org/tr/ bağlantısını ziyaret ederek hesaplama yapabilir.

İçinden geçmekte olduğumuz dönemde kadın çalışanın üzerindeki yükün fark edilmesi, yönetsel yaklaşımların ve evdeki iş bölümünün bu yükü azaltacak doğrultuda revize edilmesi ümidiyle.
Doğum izninden yeni dönen anne bebeği ile iş yerine gelince patronu nasıl karşıladı?


Bebekli Çalışan Anneler


Fotoğrafta kucağındaki kızı Nora-Jo ile görüntülenen Melody Blackwell çalışan bebekli milyonlarca anneden biri. Yani fotoğraf tamamıyla gerçek, kurgu değil. 29.01.2019 tarihli onedio.com haberi şöyle:

Melody'nin çalıştığı yerin sahibi Dr. Elizabeth Baker çalışanının halini görünce fotoğrafını çekip paylaşmaya karar verdi. Baker, kadınların bebeklerini işe getirmelerine izin verilmesi gerektiğini düşünüyordu. Paylaştığı fotoğrafın üst kısmına "Birçok büyük ve küçük iş yerinin bunu görmesine ve izin vermesine ihtiyacımız var!" yazdı.

Melody, üç ay süren doğum izninden yeni döndü ve haftada bir kere bebeği ile iş yerine gelip, kalan dört günde evden çalışıyor. O gün de Elizabeth, Melody'ye doğru gittiği zaman bebeği göğsünde yatarken aynı anda telefonla konuştuğunu gördü ve bu anı kaçırmak istemedi. Paylaştığı fotoğrafın sonuna da herkesten kendi fotoğraflarını paylaşıp #WorkinMamas (çalışan anneler) etiketi ile paylaşmalarını istedi.

Melody şanslı ki insaflı ve anlayışlı bir iş yeri sahibi var ve yaptığı işin içeriği de bebeğini getirmesine imkan tanıyor. İş yerinde hiç anlayış gösterilmeyen, bebeği için şirket tuvaletlerinde süt biriktiren annelerin de varlığını biliyoruz.

Yeni Zorluklar

Bebekli çalışan annelerin işi çok zor. İş temposunun yanına, aşina olmadığı bambaşka bir hayat ve yeni sorumluluklar ekleniyor. Kendisine muhtaç ve bakımından sorumlu olduğu minicik bir canlı her şeyi değiştiriyor. Uykusuzluk, ekstra yorgunluk gibi bir dünya sorunla da baş etmek durumunda bebekli anneler. Yani bebekle iş hayatını yürütmek bir jonglörün elinde topları çevirmesi gibi. Annenin hiçbir topu yere düşürmemesi lazım.

Ayrıca bebek sahibi olduğu için istemediği halde iş hayatını bırakmak veya ara vermek zorunda kalan, kariyerin ağlarına takılan kadınlar da var. 8 Mart’ta kadın çalışan sayımız bu kadar, kadın yönetici oranımız budur diye ilan eden firmalar asıl buralarda göstersin hünerlerini. Kadın çalışanının yanında olsun ve desteklesin.

Kadının iş yaşamındaki koşullarını desteklemeyip sonra da büyük resme bakıp kadın istihdam oranlarına niye şaşırıyoruz ki?

Yaklaşan Kadınlar Günü dolayısıyla “Kadın çalışanlara ne hediye versek?” diye düşünen kurumlar için kadınları en çok mutlu edecek hediyeyi söyleyeyim…


Hangi Kadın?

Kadınlar günü hasebiyle pek çok kurum birkaç hafta öncesinden bünyesindeki kadın çalışanlara ne hediye edeceği derdine düştü. Çiçekler, çikolatalar, kolonyalar, kitaplar, parfümler gırla..

İyi de, bulunduğu kurumda;

  • Cam tavana toslamış,
  • Erkek mevkidaşı ile aynı ücreti alamayan,
  • Eşit terfi hakkına sahip olamayan,
  • Doğurmasına sıcak bakılmayan, ikinci çocuğu zar zor düşünebilen, üçüncü çocuğu aklından bile geçiremeyen,
  • Yönetici olması neredeyse imkansız olan,
  • Küçük çocuklarının sağlık sorunları sebebiyle birkaç kez izin aldı diye yöneticisinin hışmına maruz kalmış
Hangi kadın çiçek çikolatayla veya parfümle kolonyayla mutlu olur? Cinsiyet ayrımcılığının kol gezdiği bir ortam hediyeyle aklanabilir mi?

Değer Verin

“Kadın çalışana ne hediye versek, ne hediye versek?” diye düşünüyorsanız şayet ben size onları en çok mutlu edecek hediyeyi söyleyeyim; kadına DEĞER verin. Bu onu en çok mutlu eden hediyedir.

Mesela kariyerine ara veren kadını destekleyen Vodafone gibi, çalışanına regl izni veren Zomato gibi, cinsiyetsiz CV uygulamasını devreye sokan Eczacıbaşı Holding gibi hediyeler verin.

Çiçek, çikolata, takı, kalem vb. tasarlanan hediyelerin hepsi kıymetli. Ama “kadınlar gününüz kutlu olsun” mesajınızın anlam bulabilmesi için kadın çalışanların öncelikle kurum içindeki hakları teslim edilmeli. Adaletsizliğe maruz bırakılan, adeta ikinci sınıf muamelesi yapılan kadın çalışanlarınıza dünyanın en nadide çiçeğini, en lezzetli çikolatasını, en pahalı parfümünü hediye etseniz ne fayda.

Önce DEĞER verin. Sonra bir kibrit çöpü bile verseniz varın seyredin dağıttığınız o kibrit çöpü nasıl anlam buluyor.

Dev teknoloji şirketi işe alımda cinsiyet ayrımcılığı yaptığı gerekçesiyle dudak uçuklatan miktarda tazminat ödeyecek.
                         

Cinsiyet Ayrımcılığı Hala Devam Ediyor 

Ayrımcılıkla ilgili yazıları hep ufaktan eşlik eden bir üzüntü ve kızgınlıkla yazdım. Sanıyorum ilk kez coşkuyla ve mutlulukla kaleme aldığım bir ayrımcılık yazısı oldu bu. Çünkü emsal teşkil edecek cinsten, çünkü aynısını yapanlara neler olabileceğini gösteriyor, çünkü yanlışın cezasız kalmayacağını gösteriyor, çünkü umut vaat ediyor. Tabii bir yandan da koskoca Google bile cinsiyet ayrımcılığı yapmışsa, diğerlerinde neler olmaz deyip üzülmüyor da değilim.

Yasaya rağmen, cezasına rağmen maalesef cinsiyet ayrımcılığı devam ediyor. Kimi gizliden, kimi ilanına “erkek çalışan aranıyor” ibaresini koyacak kadar fütursuzca devam ediyor. Hatta bırakın farklı meslek gruplarını, bazı İK çalışanlarının bile bu konuda yeterince farkındalığı olmadığını da eklemek isterim. Hal böyle olunca kadın istihdam oranlarına niye şaşırıyoruz ki?

Yüklü Miktar Tazminat

2 Şubat 2021 tarihli basın haberlerinden öğrendiğimize göre teknoloji şirketi Google, Çalışma Bakanlığının, kadın çalışanlarına ve şirkete iş başvurusunda bulunan kadın ve Asyalı adaylara ayrımcılık uyguladığı gerekçesiyle açtığı davada, toplam 2 milyar 580 milyon dolar tazminat ödemeyi kabul etti.

Şirket erkek meslektaşlarına göre daha az maaş ödediği 2 bin 500 kadın mühendise 1 milyar 350 milyon dolar tazminat ödeyecek.

Diğer yandan aynı dönemde Google’a iş başvurusunda bulunan 1700 kadın ve Asyalı adaya, işe alımda ayrımcılığa uğradıkları gerekçesiyle 1 milyar 230 milyon dolar ödenecek.

Bitmedi, Google’ın gelecekte olası ayrımcı uygulamaları önlemek üzere gerekli düzenlemeler için 5 yıl boyunca yılda 250 bin dolar yatırarak bir fon oluşturması öngörülüyor.

Google’ın başına gelenlerin cinsiyet ayrımcılığı yapan tüm kurumlar için emsal teşkil etmesini ve cinsiyetsiz CV uygulamasının yaygınlaşmasını diliyorum. 

Belki kadının sesi yok ama kadını koruyanların, adaletten yana olanların sesi var.
On line sipariş ve yeme – içme uygulaması Zomato’dan emsal niteliğinde çığır açan bir karar; faaliyette olduğu 24 ülkeyle birlikte Türkiye’de de regl izni. 


Ücretli İzin


Çalışan kadın, fizyolojisinin bir parçası olan regl döneminin yok sayılmasına, görmezden gelinmesine öyle bir alıştırıldı ki; ağrısı varsa belli etmeyecek, hiçbir şey olmuyormuş gibi yapacak, rahatsızlığını ört bas edecek. Sıkıntı yaşıyorsa çıtı çıkmayacak; adeta kadının sesi yok. Ancak Zomato öyle bir karar aldı ki aldığı kararla kadına “sen varsın, benim için değerlisin ve seni olduğun gibi kabul ediyorum” dedi.

Medya kaynaklarından öğrendiğimize göre Zomato kadın çalışanlarına yıl içerisinde kullanmak üzere regl izni vereceğini açıkladı. Bu kapsamda 5 binden fazla çalışanı için ücretli izin vereceklerini, çalışanlarına bir yıl içerisinde kullanabilecekleri 10 günlük regl izni tanıdığını açıkladı. Böylece çalışanlar her regl döneminde bir günlük izin kullanabilecek.


Süreci Kolaylaştırmak

Süreci kadın çalışanları için daha kolay hale getirmek istediklerini belirten firma, Instagram hesabından haberi şöyle duyurdu: “Zomato olarak, Türkiye dahil faaliyette olduğumuz tüm ülkelerde “Regl İzni” başlattık! Hem fiziksel, hem duygusal sancıların yoğun olduğu bu dönemde tüm kadın çalışanlarımızın yıllık 10 gün izin kullanabileceği uygulamamızı hayata geçiriyoruz.”

Harika bir haber; alkışlıyorum. Teşekkürler Zomato, sen fark ettin. Umarım bu farkındalığın diğer kurumların da gözünü açar.

Daha önce benzer bir haberi Tunceli Belediyesi’nden de duymuştuk. Belediye Kadın Meclisi ve Toplumsal Cinsiyet Eşitlik Komisyonu, her ayın belirledikleri bir günü kadın çalışanlarına regl izni verme kararı aldığını duyurmuştu.

Uygulamanın erkeklerin aleyhine ayrımcılık olduğunu düşünenler de olacaktır illa. Varsın düşünsün onlar da. Bu arada ülke olarak ücret eşitsizliğindeki iddiamız neymiş, ona da bakıversinler bir zahmet.


Kadının yanında olan, iş hayatında kadını destekleyen politikalar geliştiren şirketlere selam olsun. Zomato’nun emsal niteliğinde çığır açan bu kararının tüm firmalara örnek olmasını diliyorum.
Ücret eşitsizliği dünya genelinde bir problem olarak görünmekle birlikte, eş bazında bakıldığında erkeğin karısından az kazandığı durumlar da var. 


Dünya genelinde de bir sorun olan kadın erkek ücret eşitsizliğindeki iddiamız ortada. Bununla birlikte çift bazında bakıldığında kadının kocasından daha fazla kazandığı durumlar da var. Peki bu durum erkekleri nasıl etkiliyor?

Erkekler Strese Giriyor 

26 Mart 2020 tarihli People Management on line dergisi konuyla ilgili bir araştırmaya yer vermiş. İngiltere’deki Bath Üniversitesi’nin 6000 çift üzerinde yaptığı araştırmaya göre, eşleri kendisinden daha fazla kazanan erkekler strese giriyor.

Konu ücret artışı talep etmeyle ilgili değil. Çünkü ücret artışı isterken erkeklerin daha rahat olduğu araştırmayla sabit. Daha önce yazmıştım; iş hayatında kadının sesi yok.

Habere göre eğer ev geçimini erkek sağlıyorsa mesele yok ama kadın fazla kazanıyorsa bu erkeklerin kaygı düzeylerini artırıyormuş. Erkeklerin maddi olarak eşlerine bağlı olmaları daha fazla strese girmelerine sebep oluyormuş.


Sağlık Sorunlarına Yol Açabilir

University of Bath’s School of Management’dan Dr. Joanna Syrda, erkekler üzerindeki uzun süreli kaygının ileride fiziksel hastalıklar, mental, duygusal ve sosyal problemler gibi pek çok sağlık sorunlarına yol açabileceği konusunda uyarıyor.

Çalışmada benim dikkatimi çeken bulgulardan biri de şu oldu: “Evlenmeden önce eşleri kendilerinden yüksek kazanca sahip olan erkekler, yukarıda bahsedilen psikolojik sonuçlardan dolayı sıkıntı çekmiyorlar”. Yani evlendikten sonra karısının kazancı kendi kazancını geçen erkek strese giriyor.

Gerek öncesinde gerek içinden geçmekte olduğumuz dönem dolayısıyla eşleri kendisinden daha fazla kazanan erkekler, aman dikkat. Şu dönem zihin ve fizik sağlığınıza dikkat etmek her zamankinden daha önemli.

İş görüşmesi sırasında karşınızdaki adayın LGBT olduğunu bilirseniz onu işe alır mısınız? 


İş Bulmaları Zor


Elimde bu konuyla ilgili istatistiki bir veri yok. Ama yukarıda sorduğum soruya işverenlerden aldığım cevaplar minvalinde diyebilirim ki, bu adayların ülkemizde iş bulabilmesi pek kolay değil.

Bu soruya “Evet alırım tabii” diyen bir azınlık var. “Hayır, almam” deyip kestirip atan da var. “Ben almak isterim ama, sonra bana hesap sorarlar” diye kendini savunan da var.

İş kanununun ayrımcılık ile ilgili kısmı cinsiyete dayalı ayrım yapılamayacağını açık seçik ortaya koyuyor. Ama biz bu konuyu hep kadın erkek olarak ele alıyoruz.

İster cinsel kimliğini açık bir şekilde ortaya koysun ister koymasın başvuru yapan her bireyin kişi özellikleri minvalinde (yetkinlikler, eğitim, tecrübe vb.) değerlendirilmesi gerekir. Kişilerin cinsiyet eğilimlerinin işe alımda yeri olmaması gerekir. Cinsiyetsiz CV uygulamaları özendirilmeli ve yaygınlaştırılmalı.

Eğitimlerde bu konuyu açtığımda mevzuyu ahlak zeminine taşımak isteyenler oluyor. Katılıyorum “ahlaksızlık” hiçbir şekilde tolere edilmemesi gereken bir konu ve fakat “ahlak” bambaşka bir konu. Bir heteroseksüelin (kadınlara ilgi duyan erkek veya erkeklere ilgi duyan kadın) ahlaksızlığını hiç mi görmedik, duymadık? 

Eşitlik İlkesine İhtiyacımız Var

5 Ocak 2020 tarihli Hürriyet gazetesinden öğrendiğimize göre Avcılar Belediyesi bu konuda oldukça cesur bir adım atıp LGBTİ aktivisti Niler Albayrak’ı şoför olarak işe aldı. Avcılar Belediye Başkanı Turan Hançerli’nin: “Eşitlik ilkesine her zaman olduğundan daha çok ihtiyacımız var. Esasen biz bireylerin yöneliminden çok liyakatiyle ilgiliyiz” diye konuştuğunu öğreniyoruz haberden.

Sınırlandırıcı inançlarımız gereği bazı meslekleri erkeklere, bazılarını kadınlara yamamış durumdayız. Mesela toplumumuzda otobüs şoförlüğü erkek mesleği kabul edilir. Oysa Adana’da belediye otobüs şoförlerinin büyük çoğunluğunun kadın olduğunu biliyoruz. "Kadından şoför olur mu?" demeden kadınları şoför olarak istihdam eden Adana Belediyesi ne güzel örnektir paradigmaları yıkmaya. Keza sekreterlik de kadın mesleği olarak kabul görür. Bu minvalde yaygın biçimde erkek sekreter de görsek keşke.


İlk kez trans kimliğini saklamayan bir kişinin kamu kurumunda çalışmaya başlaması da önemli bir adım.

Tüm adayların ön yargılardan arındırılmış adil bir değerlendirme sürecinden geçirilerek işe alınması umuduyla…
Kaç şirkette / okulda kadın servis şoförü veya makam şoförü istihdam ediliyor? Başvursa kaçına fırsat verilir? 


Ön Yargılar


"Ön yargıları parçalamak atomu parçalamaktan daha zor” demiş ya hani Einstein, ne isabetli bir söz. “Kadın onu yapamaz, bunu yapamaz” yakıştırmalarını düşünün. Mesela; kadından otobüs şoförü olur mu? “Olmaz, çünkü kadın gece çalışamaz. Kadın ağır vasıta kullanamaz ki. Kadın yolda sarhoşuyla ayyaşıyla nasıl baş etsin? Kadın yol koşullarını kaldıramaz.” Gelin de Einstein’e hak vermeyin.

Olur olmaz işlerde kadının önünü kesmeye çalışanlara, işe alım sürecinde hamilelik benzeri cinsiyete dayalı sebepler ileri sürenlere, Adana Büyükşehir belediyesinin bünyesinde istihdam ettiği kadın otobüs şoförleri tokat gibi bir cevap. Haber Türk 8 Mart 2019 tarihli haberinden, 126 kadın şoför istihdamıyla Adana Büyükşehir belediyesinin Türkiye’de ilk sırada olduğunu öğreniyoruz. Adana'da şoförlerin bir iki tanesi değil ezici çoğunluğu kadın. E hani otobüs şoförlüğü yapamazdı kadın, ne oldu?


Kaç Şirkette Var?

Cinsiyetsiz CV'ler hala yaygınlaşmadı. Kaç şirkette / okulda kadın servis şoförü veya makam şoförü istihdam ediliyor? Başvursa kaçına fırsat verilir? Seneler önce henüz üniversite öğrencisiyken staj yaptığım Adel Kalemcilik’te adaşım bir kadın servis şoförü vardı. Bunca yıllık iş hayatımda gördüğüm tek kadın servis şoförü o oldu.

Pozitif ayrımcılık uygulayarak kadınların bu meslekte önünü açan Adana Büyükşehir Belediyesi alkışlar size. Örnek olsun Tüm Türkiye’ye.

Gün ağarmadan yollara düşen, gecenin karanlığında direksiyon başında olan Adana Büyükşehir belediyesinin kadın otobüs şoförleri; ilaç gibi geliyorsunuz.

Yürüyün be Adana’nın kadın otobüs şoförleri, ilham kaynağımızsınız.
Erkek çalışanlar kadınlara oranla ücret artış taleplerini daha rahat dile getiriyor. 


Erkeklerin Rahatlığı 

23 Nisan 2019 tarihli People Management Daily, İngiltere’de CV Library tarafından yapılan bir çalışmayı haber yapmış. Çalışma 1200 kişiyi kapsıyor. Habere göre çalışma, erkeklerin kadınlara oranla ücret artış taleplerini daha rahat dile getirdiklerini ve dolayısı ile de ücret artışı aldıklarını ortaya koymuş. Araştırmaya göre her üç erkekten ikisi (% 64) ücret artış talebini rahatlıkla dile getiriyor. Kadınların yarıdan fazlasıysa (%55) maaş artış taleplerini gündeme getirmediklerini bildirmiş. 
Eşinden az kazanan erkeklerin olması oranı değiştirmiyor.  

Türkiye olarak ücret eşitsizliğindeki iddiamız malum. Cinsiyete dayalı ücret eşitsizliğinde dünyanın en kötüleri listesinde ilk 10 ülke içindeyiz. Demek ki bunda bir nebze de olsa, kadının ücret artış talebini dile getirmesinde rahat hissetmemesinin de payı var.

Bu haber daha önce yazdığım ve yine bir araştırma sonucunu esas alan Kadının Sesi Yok başlıklı yazıdaki verilerle de örtüşüyor. Orada da iş yaşamında kadınların erkeklere oranla konuşma konusunda daha az güvenli hissettiğini işleyen bir habere yer vermiştim. 


Cam Tavana Toslayan Kadın

21 Nisan 2019 tarihli Hürriyet İK gazetesi kadın istihdamına uzun yıllar kafa yoran Egon Zehnder Kıdemli Ortağı Murat Yeşildere ile röportaj yapmıştı. Bakın Yeşildere kadınlarla ilgili ne diyor: “Bir iş tanımını erkeklerin önüne koyuyorlar, erkek 10 maddeden üçüne tik atıyorsa ‘ben bu işi yaparım’ diyor. Kadın 10 tanesine de tik koysa gözünüzün içine bakıyor beni seç diye, el kaldırmıyor. Çünkü ‘benden daha iyi yapanlar var mıdır’ diye düşünüyor.” Yeşildere, kadının camdan tavana vurdukça daha mütevazi olduğunu, daha geriye çekildiğini belirtiyor.

Tüm bunları toparlarsak ücret artış talebi konusunda bizim topraklarımızda da durumun farklı olmadığını söyleyebiliriz. Türkiye’de de kadın çalışanların erkeklere oranla ücret artış taleplerini daha zor dile getirebildiklerini söylemek kehanet sayılmaz.
Emziren anneler süt biriktirmek için şirket tuvaleti, toplantı odası, araba gibi uygun olmayan yerleri kullanmak zorunda kalıyor. 


Paravanla ayrılmış 3 tuvalet var ve bu üç tuvaletin ortak kullanabileceği lavabolar. Tuvalete gitmek isteyen haliyle önce lavabolu ortak alanın kapısını açıyor, sonra hangi tuvalet boşsa oraya giriyor.

Tuvaletten Gelen Gizemli Ses

O gün iş yerindeki tuvalette bir tuhaflık olduğunu fark ediyorum; tuhaflık şu ki her zaman açık olan ortak alan kapısı içeriden kilitlenmiş. Benden önce gelmiş bir kişi de benim gibi kapının dışında bekliyor. Tuvaletin ortak alan kapısının içeriden kilitlenmiş olmasına hiçbir anlam veremiyoruz. Daha da tuhafı içeriden hiç alışık olmadığımız bir makine sesi geliyor; “tırrrrrr”.

Önümdeki kişi kibarca kapıyı tıklatıyor. “Dolu” diyor içerideki ses, bir taraftan da “tırrrrr” sesi devam ediyor. Bir kişi daha geliyor yanımıza, üç kişi oluyoruz. Kapı kilitli, içeriden “tırrrrr” sesi geliyor ve biz bekleşiyoruz. Komiğimize gidiyor bu durum, içeride ne olduğunu gerçekten merak ediyoruz. Kim ne yapıyor olabilir ki? “Biraz acele eder misin?” diyor birimiz kapıya tıklayarak. 


Ses biraz sonra kesiliyor. İçeriden kilit açılıyor ve doğum izninden yeni dönmüş çalışma arkadaşlarımızdan biri, yüzünde mahcup bir ifade, elinde süt pompalama makinesi ile bizden özür dileyerek çıkıyor; “Kusura bakmayın, beklettim sizi burada. İş çıkışı götürebilmek için bebeğime süt biriktirmem gerekiyordu, başka uygun bir yer olmadığı için süt pompalama makinesini mecburen burada kullandım. Tekrar kusura bakmayın.” “Aaa olur mu, ne demek” gibi bir şeyler geveliyoruz biz de şaşkın bir ifadeyle.

Sonradan fark ediyorum ki o arkadaşım iş yerinde süt pompalama sıkıntısı yaşayan onlarca, yüzlerce kadından sadece bir tanesi.

Kaç Şirkette Bu İmkan Var?

People Management dergisi 22 Şubat 2019 tarihli on line dergisinde İngiltere’de 2000 anne ile yapılmış bir araştırmaya yer veriyor bu konuyla ilgili. Veriler çarpıcı: emziren üç anneden biri süt biriktirmek için şirket tuvaletini kullanıyor. Bunun dışında toplantı odasına kapanan var, arabasını kullanan var. Anneler çoğunlukla uygun olmayan yerlerde bu işlemi gerçekleştirdikleri için, enfeksiyon endişesi taşıdıklarını da belirtmişler.

O halde buyurun size on numara sorular: Bizde durum ne alemde? Bildiğiniz kaç şirket, bebeğine süt biriktirmek zorunda olan çalışanına mekan gösteriyor? Kaç şirket bu ihtiyacın farkında? Hadi diyelim ki farkında, kaç şirket bu konuya çözüm getiriyor? Kurum olarak kadın çalışanının ihtiyacını görmezden gelip sonra da kadınlar kariyerin ağlarına takılıyor diye ah vah etmek sadece timsah gözyaşı dökmektir.

Şirketlerin emziren annelerin bu ihtiyacını görüp, bu yaraya bir an önce merhem olması dileği ile.
“Ne yapabilirim ki” diyor kadın. “Onun yaptığını ayda bir gün de olsa ben yapsam keşke” diyor başka bir kadın. 



Adam küçük bir aile şirketinde CEO. Aleni fiziksel şiddet uyguluyor aynı şirkette bölüm yöneticilerinden birisi olan karısına. “Beni kızdırmayın, ben asabi bir adamım” diyor sık sık şirkette. “Ne yapabilirim ki” diyor kadın. “Aynı şirketteyiz, söylesem olacakları düşünebiliyor musun?” “Evinde şiddet gören kadın çalışanınız için ne yapıyorsunuz şirketinizde?” diye soruyorum. "Hiç bir şey" diyor omuzlarını silkerek. Bu sefer başka şekilde tekrar ediyorum düşüncemi: "Çalışan kadına şiddete karşı tek yumruk olmak gerek." Tek sözcük etmeden ama binlerce şey ima ederek derin derin gözlerime bakıyor.  

Karı koca öğretmenler. Aşağı yukarı aynı saatlerde evden çıkıp aynı saatlerde eve geliyorlar. Adam bütün gün ayakta ders anlattığı haliyle de çok yorulduğu için, eve gelir gelmez üstünü değiştirip koltuğa çöküyor. Kadın mutfağa giriyor hemen, akşam yemeğini hazırlıyor, sofrayı hazırlıyor, yemekten sonra sofrayı ve mutfağı topluyor. Adam yemekten sonra hemen kalkıp koltuğuna oturuyor. Çay demliyor kadın, sonra çay servisi yapıyor. Bu arada çocukla ilgileniyor, onu toparlayıp yatırıyor. “Onun yaptığını ayda bir gün de olsa ben yapsam keşke” diyor kadın.

Kadın satış temsilcisi olarak çalışıyor, kocası farklı bir firmada satış bölge müdürü. Her ikisi de işlerinde başarılılar. Önce baba geliyor eve. 4 yaşındaki çocuklarına bakan anneanne, baba gelince gidiyor. 4 yaşındaki oğluyla oyun oynuyor baba eşi gelene kadar. Kadın gelince çocuğu babadan alıyor ve hemen yemeğini yediriyor mutfakta (o sırada adam da televizyon karşısında kendi yemeğini yiyor). Kadın bir müddet daha oğlunu oyaladıktan sonra yatağına yatırıyor. Sonra gelip mutfağı toparlıyor, dağılmış oyuncakları toparlıyor. Adam çoktan uyumuş, kadın ise yorgunluktan bitap düşmüş oluyor.

Karı koca yurt dışından MBA derecesine sahipler; adam Amerika’dan, kadın İngiltere’den. Her ikisi de uluslararası firmalarda yönetici olarak çalışıyor. Çok güvendikleri, hafta içi yatılı olarak onlarla birlikte kalan bakıcıları Cuma akşamı gidip, Pazartesi sabahı tekrar geliyor. Hafta sonunda evle ve çocukla ilgili tüm işleri kadın yapıyor.

Ve bugün “Dünya Kadınlar Günü” olması hasebi ile hikayelerimdeki tüm adamlar gerek sosyal medyadan gerek whatsApp gruplarından kadınlar günü mesajı atıyorlar. Eh, serde tribünlere oynamak var tabii. En caf caflı mesaj da CEO’dan geliyor:

“Varlık sebebimiz, dünyamızı ışıklarıyla aydınlatan, tüm değerli çalışmaların arkasında olup çoğu zaman görünmeyen kahramanlarımız; kadınlarımız. Bir gün değil, her gün ve her an minnettarız.”

Bu utanç tablosu hepimizin. Okutmadığımız, çocuk yaşta evlendirdiğimiz, ‘yapamazsın’larla  büyüttüğümüz, cam tavanlara kafasını vura vura yıldırmaya çalıştığımız kadın çalışan profilimizle cinsiyete dayalı dünya ücret eşitsizliği listesindeki ilk 10 ne ki, birinci bile oluruz biz be. 




Ayrımcılığın Kanıtı

Buyurun size Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre ayrımcılığın rakamlarla kanıtı…

Türkiye’de kadın ve erkek arasındaki ücret eşitsizliği % 20. En basit anlatımla aynı işi yapan erkek mevkidaşı 100 TL. alırken kadın, 80 TL. alıyor. Zaten ücret artışı isterken erkeklerin daha rahat olduğunu biliyoruz.

Lise altı eğitimli kadınlarda durum daha da vahim. TÜİK verilerine göre en fazla ücret eşitsizliği lise altı eğitimlilerde. Onlar aynı işi yapan erkeklere göre % 40.3 daha az kazanıyor. Yani yine basit hesapla gidersek, aynı işi yapan erkek 100 TL. alırken kadın 59.7 TL. alıyor. 

Ve sıkı durun tam 4.3 milyon kadın bu eşitsiz şartlarda var olmaya çalışıyor.
Diyelim ki varlığını kabul ettirdi peki ya gelişmesi ilerlemesi nasıl olacak?

En Eşitsizler Listesi

Tamam kabul ücret eşitsizliği tüm dünyada bir sorun, lakin eşitsizlik oranı farklı. Dünyada oran % 22. Yani erkek 100 dolar kazanırken kadın 78 dolar alıyor. Böyle bakınca sanki Türkiye daha iyi durumda gibi görünebilir. Ancak lise altı eğitimlilerdeki % 40.3 ücret eşitsizliği oranı ile dünyanın en eşitsiz ülkeleri listesinde bir hayli iddialıyız.

Cinsiyete dayalı ücret eşitsizliğinde dünyanın en kötüleri listesinde ilk 10 ülke içindeyiz.

Hal böyleyken kadın istihdam oranlarına niye şaşırıyoruz ki? 

Hanımlar beyler bu utanç tablosu hepimizin. Okutmadığımız, çocuk yaşta evlendirdiğimiz, ‘yapamazsın’ ‘edemezsin’lerle büyüttüğümüz, cam tavanlara kafasını vura vura yıldırmaya çalıştığımız kadın çalışan profilimizle cinsiyete dayalı dünya ücret eşitsizliği listesindeki ilk 10 ne ki, birinci bile oluruz biz be.

Bekle bizi muasır medeniyetler seviyesi; az kaldı geliyoruz!
Madem işe alımda cinsiyet ayrımcılığı olmaması gerekiyor, o halde öz geçmişlerin de cinsiyetsiz olması gerekmez mi? 


Hatalı seçme değerlendirmenin hazin sonu olduğunu söylemek kehanet sayılmaz. 
Süreç doğru işlemezse, kurum için pek çok kayıp da beraberinde gelir. Bu işi doğru yürütebilmek için işe alımın her bir parçasını doğru uygulamak gerekir; bunlardan bir tanesi de işe alımda cinsiyet ayrımcılığı yapmamak. 

Başvuru Formlarından “Cinsiyet” Çıkarılmalı 

Madem işe alımda cinsiyet ayrımcılığı olmaması gerekiyor, o halde öz geçmişlerin de cinsiyetsiz olması gerekiyor. Öncelikle kimi kurumların başvuru formlarında standart olarak bulunan “cinsiyet” ibaresini kaldırmak gerekiyor. Öz geçmiş inceleyen veya işe alım yapan kişi mülakata kadar adayın cinsiyetini görmemeli yani.  Bu vesileyle kariyerin ağlarına takılan kadınlar için küçük de olsa katkı yapılmış olunur.

Harika Bir Örnek 

Örnek mi istiyorsunuz, buyurun size örnek. 1 Nisan 2018 tarihli Hürriyet İK’nın haberi bu konuda yüreğimize su serpiyor adeta. Haber Eczacıbaşı Holding’in cinsiyetten arındırılmış CV uygulaması ile ilgili. Detaylar şöyle:

“Eczacıbaşı Topluluğu’nda beyaz yakalı adayların CV’leri, cinsiyet, fotoğraf, medeni hal, mail adresi, askerlik bilgisinden arındırılmış bir şekilde yöneticilerle paylaşılıyor. Yöneticiler, iş başvurusunda bulunan adayların cinsiyetlerini mülakata kadar bilmiyorlar.”

Bu harika bir haber. Bundan yine seneler önce bir 8 Mart’ta işe alımda ‘pozitif ayrımcılık’ yapacağını duyuran ilk kurumlardan biridir Eczacıbaşı Holding. Sadece ürettiği ürün ve hizmetlerle değil, örnek İnsan Kaynakları uygulamalarıyla da Türkiye’nin önünü açan Eczacıbaşı Holding’e tebrikler teşekkürler.

Cinsiyet ayrımcılığına karşı anlamlı çalışmalar yapan kurumların olması sevindirici. Mesela Vodafone’un kariyerine ara veren kadınlar ile ilgili yürüttüğü proje de oldukça değerli.

Bu tarz uygulamaların ülkemizdeki tüm kurumlara örnek olması ve yaygınlaşması dileğiyle.


Neymiş efendim, kuvvetsizmiş, yük taşıyamazmış, ağır şeyleri kaldıramazmış. Var ya, senin asla tahmin edemeyeceğin yükleri kaldırır ve taşır. Koskoca evin yükünü taşır misal, hastalıkları, çocukları, hayatı sırtında taşır. Yokluğu taşır kalbinde, aldatılmayı taşır. Parasızlığı taşır; çocuğuna yok diyebilmenin, alamayız, gidemeyiz demenin acısını taşır yüreğinde.

Neymiş efendim tamirat yapamazmış; ah keşke bir görebilsen onardıklarını, şaşar kalırsın. Bin parçaya bölünmüş kalbini onarır. Mili milyon katreye ayrılmış yüreğinin sırçalarını birleştirip onarır. 

Bakma tarlada çalışıp toprakla uğraşmaktan nasırlaşmış ellerine. Kırışmış tenine, dökülmüş dişlerine inat, narin ve nazenindir ruhu aslında, hiç tahmin edemeyeceğin şekilde.

Marifet iltifata tabiymiş. Sıfır iltifata ve her türlü horlanmaya rağmen, yaptıkları madalyalık değil midir? Hayatındaki her türlü hakarete, değersiz sayılmaya, yok sayılmaya maruz kalarak yarattığı mucizelere ne diyeceksin peki? Kocasının, babasının veya bir aile büyüğünün baskı ve şiddetiyle bir yandan evini çekip çevirip, bir yandan çocuklarını büyüten, üstüne üstlük bir yandan da çalışmasına ne diyeceksin? Bir erkeğin elinde can verirken 
gerçekleştirdiklerini görmeyecek misin? Bundan ala marifet gördün mü sen? 

Neymiş efendim, futbol oynasa kafa atamazmış. Sen onun iş yaşamında karşısına çıkan cam tavanlara nasıl kafa attığına bir baksana. 


Korkakmış. Gel külahıma anlat. Asıl korkak görmek istiyorsan evde kadına küheylan kesilip, dışarıda tribünlere beyefendi kesilenlere bak.


Bünyesi fazla hassasmış, hemen hasta oluverirmiş. Yok canım, hassas arıyorsan uyduruktan bir nezleyle yıkılıp evde yorgan döşek yatarken, bir yandan da sağı solu telefonla arayıp ballandıra ballandıra hastalığını anlatanlara bak sen önce. Hastayken hem çocuklarıyla hem evin işleriyle hem işten gelen mesajlarla ilgilenmek, kadın dışında hangi yiğidin harcı? 

Sorunları, dertleri, dırdırı hiç bitmezmiş. Asıl dert dinlemek istiyorsan git bak sığınma evlerindekiler neler anlatıyor, dinle onları. "Bu sorunlar ne zaman çözülecek" diye bakan gözlerinin içine baka baka dinle? Ayrıca bilmiyor musun iş yaşamında kadının sesi erkekten daha az çıkıyor.

Fazla alınganmış, asla unutmazmış nihayetinde. Sen tüm bu koşullarda bu mucizeleri gerçekleştir de gel ondan sonra konuşalım seninle şu kırılganlık ve unutmama meselesini. 

Kadın… 


Şems’in dediği gibi “Bilmeyene nefs, bilene nefes”tir kadın…









İşe alım yaparken adayınızın hamileliği veya hamile kalıp kalmayacağı gündeme getirilmeli mi? Ne dersiniz? 


Hamilelik

Bir yanda
kadının özel hayatı, en doğal hakkı, özel hayata dair soruların sorulmaması, cinsiyet ayrımcılığı mevzusu, diğer yanda iş devamlılığı, verimlilik, maliyetleri aşağıda tutma çabası. 

Pek çok platformda yazılıp çizilse de ne yazık ki mülakatlarda hamileliğe dair sorular soruluyor. Ülkemizde bu konu hakkında soru sormayan belki %5-10’luk grubu tenzih edersek, geri kalanlar ya üstü kapalı ya alenen ve hiç saklamaya gerek duymadan soruyor. Üstelik bazen sorular yürek yemişçesine, ar perdesini yırtarcasına geliyor:

“Çocuk sahibi olmayı düşünüyor musun?”

“İkinci çocuğu istiyor musun? Ne zaman düşünüyorsun?”

“Sen istemiyorsun anladım, peki ya kocan çocuk isterse ne olacak? Onu nasıl ikna edeceksin?”

“Tamam sen istemiyorsun ama oldu da kazayla hamile kaldın. Ne yapacaksın?” 


Bu ifadeleri düşününce cinsiyetsiz CV'ler dönemi hayal mi? Ne dersiniz?

Kadın Hamileliğini Açıklasın

Hamilelik veya farklı sebeplerden kariyerin ağlarına takılan kadınlar hiç de az değil. People Management dergisinin 19 Şubat 2018 tarihli sayısı bu konuyu ele almış. Haberde İngiltere’de orta ve küçük işletmeleri kapsayan 1000’in üzerindeki iş yeri baz alınarak yapılan bir araştırmaya yer verilmiş. Buna göre 10 işverenden 6’sı hamile olan kadın adayın işe alım süreci içerisinde hamileliğini açıklaması gerektiği görüşünde. Tabii bu görüşün karşısında hamileliğin kadının özel hayatı olduğu, haliyle kadını ilgilendirdiği ve gündeme gelmemesi gerektiğini savunanlar var. Neredeyse yarısı da, kadın çalışanın işe başladıktan sonra en az 1 yıl kurum için çalışması gerektiği görüşünü savunmuş.

10da 6 Türkiye için pek iyimser bir oran olur diye düşünüyorum. Benzer bir araştırma bizde yapılsaydı, işe alım yapanların ezici çoğunluğunun “kadının hamileliğini açıklaması gerekir” diye görüş bildireceğine inanıyorum. Siz ne dersiniz?
Mesele kız çocuklarını okutmakla bitmiyor. Mesele bununla sadece başlıyor. 


Çalışmak İsterlerse


Yıllardır kız çocuklarının okutulması ile ilgili yazılıyor, çiziliyor, kampanyalar yapılıyor, çok da iyi oluyor. Ama mesele kız çocuklarını okutmakla bitmiyor. Mesele bununla sadece başlıyor. Okumuş kız çocuklarının önünü açmak en az okutulmalarını desteklemek kadar elzem.

Diyelim ki kızlar okudular ve mezun oldular, çalışmalarına izin verilecek mi? Yoksa iyi eğitim almış, hem de çalışmak isteyen bir kız çocuğunun aile, eş, vb. sebeplerle çalışması engellenecek mi?

Diyelim ki çalışıyorlar, peki iş yerinde erkek meslektaşlarıyla eşit maaş, terfi vb. haklara sahip olabilecekler mi? Ücret eşitsizliğindeki iddiamız ne olacak? İstedikleri sektörde mi çalışabilecekler, yoksa kendilerini isteyen sektörlerde mi çalışabilecekler?

Evlenmek İsterlerse

Diyelim ki iş yerinde erkeklerle eşit haklarla çalışıyorlar, evlenmek isterlerse işyeri buna sıcak bakacak mı, yoksa evlilikleri bir risk olarak mı görülecek?

Diyelim ki evlendiler, çocuk sahibi olmak istediklerinde ne olacak? Özgürce “Ben hamileyim” diyebilecekler mi iş yerinde, yoksa bunun bir risk olarak algılanacağını düşünüp bir müddet saklamayı mı tercih edecekler? Hamile kalmayı öteledikçe öteleyecekler mi? Hamileliklerini rahatça yaşayabilecekler mi? Mesela medikal sorunlar yaşadıklarında, izin almaları gerektiğinde bunu rahatsızlık duymadan yapabilecekler mi, yoksa hep göze batacağını mı düşünecekler? Peki ya regl dönemleri sıkıntılıysa ne olacak? Kaç firma çalışana regl izni veriyor ki? Çok isterlerse rahatlıkla ikinci, üçüncü çocuğa sahip olabilecekler mi, yoksa bunun çılgınlık olduğunu mu düşünecekler?

Diyelim ki, çocukları olduktan sonra işten ayrıldılar, geri dönmek istediklerinde rahatça iş bulabilecekler mi?

Diyelim ki çocukları oldu ve işe devam etme kararı aldılar, bu çocuklara kim bakacak?
Bakıcı, anneanne, babaanne, bir akraba vb. bulanlar şanslı, bulamayanlar veya bırakamayanlar ne yapacak? 


Diyelim ki çocuk bakımı da halloldu, evde eşitlik sağlanabilecek mi? Aynı saatlerde çalıştıkları eşleriyle akşam eve geldiklerinde, incecik bir ipin üstündeki cambaz misali ev ve çocuklarla ilgili işleri tek başına mı yürütmeye çalışacak? Yoksa eşi de tüm bu işleri paylaşacak mı?

Bu sorunları halletmeden kadın istihdam oranlarına niye şaşırıyoruz ki? Mesele kız çocuklarını okutmakla bitmiyor. Mesele bununla sadece başlıyor.
Barbarlığın, öz güven eksikliğinin, saygısızlığın, iktidarsızlığın, kendini bilmezliğin, cehaletin, eğitimsizliğin, sevgisizliğin son durağıdır şiddet. 



Herkes Karşı Olmalı

Bugün Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Günü. Kadına şiddet, sadece ülkemizin değil, dünyanın ortak sorunu. Kadın bedenine ve ruhuna yapılan saldırıya herkesin ama herkesin karşı çıkması, dur demesi gerekir.

Bugün sesi çıkanlar sadece kadınlar ve kadın dernekleri olmamalı. Çevremizde olup "şiddete karşıyım" diyen tüm ERKEK’lerin, (erkek kardeşlerimizin, babalarımızın, arkadaşlarımızın, eşlerimizin, sevgililerimizin) de kadına uygulanan şiddete dur demesi gerekir.

Barbarlığın, öz güven eksikliğinin, saygısızlığın, iktidarsızlığın, kendini bilmezliğin, cehaletin, eğitimsizliğin, sevgisizliğin son durağıdır şiddet. Karşısındakini yok sayarak, hiçe sayarak, aşağılayarak kendini var etme çabasıdır şiddet.


Her Şekilde Şiddet

Kadının maruz kaldığı sadece fiziksel değil. Pek çok çeşidi var; fiziksel, psikolojik, ekonomik ve cinsel anlamda olmak üzere geniş bir yelpazede baskı ve şiddet mağduru ne yazık ki kadınlar.

Tekme tokat dövenler, sürekli aşağılayıp hakaretler edenler, para vermeyip zora sokanlar, cinsel anlamda istismar edenler, tecavüz edenler. Hatta işi bunlarla da bırakmayıp, cinayetlere kadar vardıran psikopat ve manyaklar...

Cinayetlerin en çok kırsalda olduğunu düşünmeyin. Kadın cinayetlerinin;

  • En çok yaşandığı illerin İstanbul, İzmir ve Adana olduğunu,
  • Cinayetlerin yüzde 85’inin kocalar, sevgililer, eski kocalar, ayrılmak istenen sevgililer tarafından işlendiğini
  • 2016 yılında yerel ve ulusal medyaya yansıyan haberlere göre 328 kadının erkekler tarafından öldürüldüğünü biliyor muydunuz?

Kadınlar dövülüyor, bir bir öldürülüyor, bir erkeğin elinde can veriyor.
Bu durum ne zaman çözülecek? Önlem alınmazsa, yeteri kadar tepki oluşmazsa, gerekli cezalar verilmezse, ne yazık ki bunları yazmaya devam edeceğiz.


Kadına şiddet uygulayanlar, en ağır cezayı almalı, hayatları kararmalı. Aldıkları cezalar caydırıcı emsal teşkil etmeli ardınca gelebileceklere.
İş yaşamına ara veren veya ara vermek zorunda kalan kadın tekrar geri dönmek istediğinde çok büyük güçlüklerle karşılaşıyor. Oysa herkesin hem ayrılma hem de geri dönebilme hakkı yok mudur?



İşveren Olumlu Bakmıyor

Kimi çocuk bakmak için, kimi sağlık sorunları sebebiyle, kimi aile baskısıyla, kimi kendi işini kurmak için, kimi eşi istemediği için, kimi de daha farklı sebeplerden ayrılıyor işinden. Yani bazen isteyerek, bazen de istemeden oluyor bu iş. Ne yazık ki ayrılan kadınların geri dönmesi hiç de kolay olmuyor; çünkü işverenin ön yargılarıyla karşı karşıya kalıyorlar.

İşverenin gözünde kariyerine ara veren kadın makbul değil. Kariyerdeki boşluk, sebebi araştırılmaksızın olumsuz algılanıyor işveren tarafından. En çok da ayrılan kadınların bu kadar zaman sonra tekrar uyum sağlayamayacakları, çalışma temposuna ayak uyduramayacakları düşünülüyor. Hele de ara verdikleri dönem 1-2 yıl değil de 3-5 sene gibiyse, işverenin kaygıları da katmerleniyor. Hatta bazısı görüşmeye çağırmadan, doğrudan CVye bakarak eliyor, son birkaç yıldır çalışmıyorsa. İyi de, bu durumda tekrar iş hayatına geri dönmek isteyen kadın ne yapsın?

Hoş geri dönse de bu kez iş yerinde bazı sıkıntılarla karşılaşabiliyor. En basitinden hamilelik izninden dönen bir annenin evdeki bebeğine nerede süt biriktireceğini düşünün. Şirket tuvaletlerinde süt biriktiren anneler hiç de az değil.

Ayrılmak da Geri Dönmek de Hak Değil midir?

Buyurun size konuyla ilgili on numara sorular. Hem iş hayatına ara vermek, hem de geri dönebilmek herkes için bir hak değil midir? Değerlendirmeden, sormadan sadece iş yaşamında boşluk var diye bir başvuruya olumsuz yanıt verilmesi bir çeşit yargısız infaz sayılmaz mı? Mecbur kaldığı için ayrılmak zorunda kalana, bir daha değerlendirilme şansı vermemek haksızlık olmaz mı? İş hayatına ara vermiş kişiyi işsizlikle mi cezalandıracağız?

Ücret eşitsizliğindeki iddiamız ortadayken, bir de kariyerine ara verdi diye mi darbe yemeli kadın? Neyse ki güzel çalışmalar da oluyor. Vodafone’un bu konuda örnek bir çalışması var. Hürriyet İK gazetesinin 1 Ekim 2017 tarihli haberine göre, Vodafone YenidenBiz derneği ile birilikte, global işe alım programı Reconnect kapsamında iş yaşamına geri dönmek isteyen kadınları işe alıyor. Globaldeki hedefi 3 yılda 26 ülkede bin kadını işe almak olan Vodafone Türkiye’de bu kapsamda şu ana kadar 6 kadını işe aldı.

Bu harika çalışmayla elini taşın altına koyan Vodafone’a yürekten teşekkürler ve tebrikler. Bu çalışmanın ön yargılı tüm şirketlere örnek olmasını diliyorum.





Görünen o ki kadınlar iş yaşamında erkek meslektaşlarına oranla daha sessiz kalıyor; düşüncelerini ve itirazlarını daha fazla içlerinde tutuyor. 


Araştırma Sonuçları

Buyurun size iş yaşamıyla ilgili yeni bir araştırma. Sonuçlarını özet haliyle size sunuyorum: İş yaşamında kadınlar konuşmakta erkeklere göre daha az güvenli hissediyor. Erkek çalışanların % 15’ine karşılık kadın çalışanların sadece % 8’i iş yerinde seslerini çıkarmanın kolay olduğunu düşünüyor.

Araştırmayı yapan “RADA in Business” (Royal Academy of Dramatic Art’a bağlı) çalışmada yer alan 1000 kişiyi kapsayan anket sonuçlarını kısaca şöyle açıklıyor:

  • Kadın çalışanlar, yöneticileriyle yaptıkları toplantılarda erkek çalışanlara göre kendilerini % 33 daha fazla rahatsız hissediyorlar.
  • Kadın çalışanlar, yönetim kurulu veya üst yönetimle yaptıkları toplantılarda ise erkek çalışanlara göre kendilerini % 12 daha fazla rahatsız hissediyorlar.

Kadınlar Daha Sessiz

Görünen o ki kadınlar iş yaşamında erkek meslektaşlarına oranla daha sessiz kalıyor; düşüncelerini ve itirazlarını daha fazla içlerinde tutuyor. Hal böyle olunca kadın istihdam oranlarına niye şaşırıyoruz ki?

Sonuçlara şaşırmıyorum, beni asıl şaşırtan bu sonuçların bir Avrupa ülkesine ait olması. Yani cinsiyet ayrımcılığı, eşit işe eşit maaş, esnek çalışma vb. konularda bizden çok daha ileride olan bir ülkede, kadınlar seslerini çıkarmakta bu çekinceleri yaşıyorsa, Türkiye’deki sonuçları herkes tahmin etsin bakalım. 

Şüphesiz ki Türkiye’deki makro kültür çerisinde her şirketin kendi mikro kültürü hakimdir. Bazı organizasyonlarda oranlar daha yukarıdayken diğerlerinde daha düşük kalabilir. En sağlıklı olan her organizasyonun kendi gerçeğini göz önüne alarak, bu konuda adım atmasıdır.

Fizyolojisi gereği kadının yaşadıklarının iş hayatında önünde engel olması da ayrıca üzücü. Örneğin işe alım sürecinde hamilelik bir çok kurumun sıcak baktığı bir konu değil. Pek çok kurum hamile bir adayı işe almamayı tercih ediyor. Bir başka konu ise kadının regl dönemi. Kaç firmada çalışana regl izni veriliyor?

Belki de tüm bunlar da kadının sesinin daha az çıkmasına sebep oluyordur. İş yaşamında kadının sesinin çıkmasına önem verilmesi her şeyden önce basit bir nezaket meselesidir.




Çalışan kadına aile içi uygulanan şiddet öyle düşük bir oran değil, hatta ürkütücü boyutta yüksek; çalışan her 4 kadından biri şiddet görüyor.




İş Dünyası Şiddete Karşı


14 Aralık 2016 tarihli Hürriyet gazetesi haberine göre Türkiye’nin önde gelen 16 şirketi aile içi şiddet olaylarına karşı “İş Dünyası Aile İçi Şiddete Karşı” projesini başlattı. 2016’nın pilot yıl ilan edildiği projede bu şirketler Kadına Yönelik Aile İçi Şiddetle İlgili İşyeri Politikaları Geliştirme ve Uygulama rehberi oluşturarak şirketlerinde bir dizi çalışma yaptı.

Çalışan kadına aile içi uygulanan şiddet öyle düşük bir oran değil, hatta ürkütücü boyutta yüksek; çalışan her 4 kadından biri şiddet görüyor. Kadına uygulanan şiddet ne zaman çözülecek?

Proje kapsamındaki anket çalışmasına göre çalışan kadınların % 75’i hayatında en az bir kere şiddete maruz kaldığını, %17’si kocalarından ekonomik şiddet gördüğünü söylüyor. Peki siz şirket olarak evinde şiddet gören kadın çalışan için ne yapıyorsunuz?


Cevap Bekleyen Sorular

Oldukça hassas bir konu. Projenin ilk etapta neleri barındıracağına, nasıl uygulanacağına dair insanın aklına birçok soru geliyor. Mağdurun bu konuda şirkete güvenmesi ve bilgi vermesi nasıl sağlanacak? Konunun mahremiyeti kurum tarafından nasıl koruma altına alınacak? Kişiyi rencide etmeden konu nasıl ele alınacak? Kurum ne yapabilecek?

Proje kapsamında neler üretileceğini, nasıl uygulamaya geçirileceğini heyecan ve umutla bekliyorum. Daha önce kadının sesi yok diye yazmıştım, umuyorum bundan sonra daha iç açıcı başlıklarla bu konuda yazarım. 

Son derece anlamlı bulduğum bu çalışmada şimdilik sayıları 16 olan şirket sayısının her geçen yıl katlanarak artmasını diliyorum. Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Üyesi Erol Bilecik’in dediği gibi kadına yönelik şiddete sıfır tolerans anlayışının yerleşmesi gerekir.